Kadınlarda Kemik Erimesi Riski

Türkiye'de 3 kadından birinin kemik erimesi riski taşıdığı hastalığa bağlı olarak kalça kırıkları oluşan 65 yaş üstü kadınlardan yüzde 20'sinin de bir yıl içinde hayatını kaybettiği bildirildi.


Adana'da özel bir hastane tarafından gerçekleştirilen ve kentteki 5 bin kadının kemik erimesi hakkında bilgilendirilmesi amacıyla düzenlenen toplantıda bir özel hastanenin Kalça Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emre Toğrul halk arasında “kemik erimesi” olarak bilinen osteoporozun yapı değişikliği ve zayıflamaya bağlı olarak kemiklerin çabuk kırılır hale gelmesine neden yol açan bir hastalık olduğunu belirtti.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de özellikle ileri yaşlarda sıklıkla karşılaşılan bu hastalığın meydana gelen kırıklarla kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilediğini belirten Toğrul “Türkiye'de her 3 kadından birinde kemik erimesi olduğu tahmin ediliyor. Erkeklerde daha az her 8 erkekten birinde görülüyor” dedi.

Kemik erimesi nedeniyle kalça kırığı olan 65 yaş üstü kadınlarda ölüm riskinin de arttığını belirten Prof. Dr. Toğrul kalça kırığı geçirmiş 65 yaş üstü 5 kadından birisinin bir yıl içinde hayatını kaybettiğini bildirdi.

Kemik erimesiyle ilgili tedavinin çocukluktan başladığını belirten Toğrul şöyle konuştu:
“20-30 yaşına kadar alınan besinler güneş ve vücudumuzun da etkisiyle kemik biriktirebiliyoruz. Ama 30-40 yaşını geçtikten sonra kemik biriktirmek mümkün değil olanı sağlıklı kullanmamız lazım. Bunun için yediğimiz yiyecekler güneş egzersiz yapma kemik erimesine yol açan bazı ilaçları kullanmamak önemli. En önemlisi artarak giden kemik erimesi varsa tedavisinin yapılması lazım. Kalsiyum açısından zengin gıdalar belli orandan fazla alkol çay kahve sigara yağlı yiyecekler tuz gibi gıdaların günlük dozunun çok üstünde alınmaması gerek. Bu gıdaların fazla alınması vücudun alabileceği kalsiyumu engelliyor. Vücutta kalsiyum yok dışardan alıyoruz. Eğer dışardan yeterince kalsiyum fosfor alamazsak vücudumuz zaman içinde bu kalsiyum fosfor ihtiyacını yani sinir kas ve kalp için gerekli kalsiyum miktarını kemiklerden çözüp alıyor. Böylece kemik erimesi başlıyor. Eğer bunu dengeleyemezsek yaşamımız içinde kırıklar oluşuyor.”

EKONOMİYE DE YÜK

Kemik erimesinin küçük yaşlardan itibaren kontrol altında tutulması gerektiğini anlatan Toğrul ileri yaşlarda artan kırık vakalarının ise ekonomiye ciddi bir yük getirdiğini bildirdi.

Toğrul kemik sağlığı kötü olan bir kadının iyi olanla karşılaştırıldığında ameliyat maliyetinin 7 kat fazla olduğunu kaydederek “Bu durum sağlıklı bir nesille önlenebilir” diye konuştu.

Araştırmalara göre dünyada her yıl osteoporoza bağlı 17 milyon kalça kırığı vakasının bildirildiğini belirten Toğrul bu sayının 2050'de dünya çapında 63 milyona ulaşmasının tahmin edildiğini vurguladı.

EĞİTİMİN ÖNEMİ

Kemik erimesi ile mücadelede en önemli unsurun eğitim olduğuna dikkati çeken Toğrul özellikle kadınların hastalık konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Eğitim faaliyetleri kapsamında hasta olarak “5 Bin Kadına Kemik Okulu” projesini başlattıklarını anımsatan Toğrul bu tür faaliyetlerin artarak devam etmesi gerektiğini belirtti.

Toğrul hastalık konusunda bilgi sahibi olan kadınların öğrendiklerini çocuklarına aktarmasının önemine vurgu yaptı.

Kanser tedavisinde yeni yöntem

Türkiye’de her yıl 150 bine yakın insan kansere yakalanıyor. Tedavide büyük aşamalar kaydedilse de milyonlarca insan bu hastalığın pençesinden kurtulamıyor.



Kanser tedavisinde her gün yeni bir yöntem ortaya çıkıyor. Bunlardan biri de ‘Tomoterapi’ (TomoTherapy). Radyoterapinin yerini alması beklenen yeni yöntemin kanserli hücreler üzerinde daha etkili olduğu ve ışın tedavisinin yarattığı olumsuzlukları en aza indirdiği belirtiliyor.
İtalyan Hastanesi Onkoloji Uzmanı ve Medikal Direktör Prof. Dr. Ahmet Öber’le bu yeni yöntemle ilgili olarak konuştuk.

Tomoterapi ne anlama geliyor?

Tomoterapi bir yöntem. Klasik radyoterapide makine ışınları dikdörtgen şeklinde çıkarıyor ve biz çıkan ışını çeşitli yöntemlerle şekillendiriyoruz. Çağdaş radyo terapide ise ışın makineden çıkıyor geçtiği yol üzerinde lifçiklerle sekilendirilmeye başlanıyor. Bu şekilde 2 şekilde radyoterapi yapabiliyorsunuz. Bu yöntemde amaç ne? Amaç sağlıklı dokuyu korumak tümörlü dokuya ışını vermek. Fakat biz tümörlü dokuda ışının artık daha homojen olmasını istiyoruz yani ışın dozunun farklılıklarının mümkün olduğu kadar az olmasını istiyoruz. Radyo terapi yaparken genellikle aletler 1-2 pozisyonda ışını çıkartırlar ve bunla sınırlı kalınır tomoterapi cihazı ise 360 derece dönüyor.
Bu yöntemi klasik radyoterapiden ayıran fark bu mu?
Tamamen farklı bir iş yapıyorsunuz ötekinde 7 ışınla yaptığınızı burada liflerin devamlı oynamasıyla daha fazla sayıya çıkarıyorsunuz. Bunun avantajı ise sağlıklı doku kapalı oluyor inanılmaz oranda koruma yaratabiliyorsunuz. 2 tümör varsa daha homojen ışınladığınız için korumanız iyi olduğu için dozu çok yükseltebiliyorsunuz ve bunu yaparken ışını 1 cm açıyorsunuz masanız yavaş yavaş yürüdüğü için mm’lerle tarayarak gidiyorsunuz. Bir avantajı bu.

İkinci avantajı ise alet döndüğü için bu dönüş sırasındada ışın çıkartıyor dolayısıyla aletle bilgisayarlı tomografi yapabiliyorsunuz. Hastayı tedaviye başlarken yatırıyoruzbu dönüş sırasında yapılacak olan tomografiyi aletin kendi çıkardığı ışınla yapıyoruz ve hastanın o günkü dokularının yerini tümörünün yerini hatta tümörünün kabaca büyüklüğünü görüyoruz. Bu yöntem her tedavinin başlangıcında bütün detayı görmemizi sağlıyor. Niçin önemli? Birçok organ vücutta hareketlidir siz planlamayı 15 gün evvel yaptıysanız hasta 15. tedavi sürecindeyse 15 gün içinde hatta o gün organ hareketi vardır. Tümör büyür ya da küçülür dolayısıyla ilk baştaki planlamaya bağlı kalırsanız yapacağınız iş hassasiyetini kaybeder. Hassasiyetini kaybettiği için klasik radyo terapide daima geniş emniyetlerle çalışırsınız yani 1cm’lik bir tümörü ışınlamak için organ hareketini ve teknik kısıtlamaları dikkate alarak o çapı 1.5cm'ye çıkarırsınız gerektiğinde 2 cm ye çıkarırsınız biz mm ile bunu sınırlayabiliyoruz. Günlük kontrollerimizi yapıyoruz. Eğer tedavimizde veya oturuşunda hata yoksa devam ediyoruz varsa düzeltmelere geçiyoruz. Pozisyonel düzeltme örneğin hasta biraz yan yatmıştır biraz daha kalçasını yana koymuştur bunun gibi şeyler çok etkiler. Bunları pozisyonel olarak düzeltiyoruz aletin bunu düzeltme yeteneği var. Bunun için hastayı kaldırmıyoruz sadece ışıncık açılıp kapanmaları değişiyor. Bilgisayarlı tomografiyi çekiyoruz aletin çıkardığı bilgisayarlı tomografiyi çekiyoruz bunun tam adı MVCT’dir. Ondan sonra ilk planlama detayı makine ekranına geliyor. Kontrol ediyoruz eğer tümörde büyüme ya da küçülme varsa sağlıklı dokularda yer değişme varsa o zaman planı sil baştan edebiliyoruz. Diğer aletlerde bu bir haftalık bir çalışmadır. Bir diğer özelliği de halkın çok iyi anladığı nokta atışı yani istediğiniz yeri vurabilme özelliği. Bu aletteki noktasal yaklaşım 160 cm’e kadar çıkabiliyor hem bu işi iyi yaptığı iddia edilen aletlerde aşağı yukarı maksimum tedavi edilecek tümör çapı 3 - 4 cm ile sınırlıdır ama aynı işi bu yöntemde 160 cm’le yapıyoruz çok daha büyük tümörü küçük bir iş yapıyormuş hassasiyetinde tedavi edebiliyoruz.
Bu hastalara ne tür bir rahatlık sağlıyor?
Farklı dozlar vermek istediğiniz organlarda çok büyük kolaylıklar getiriyor yani beyinde birden fazla tümör varsa o tümörleri yüksek dozda beynin kendisini düşük dozda ışınlayabiliyoruz ya da karaciğerde birden fazla kitle varsa karaciğerin kendi dozunu düşük tutup diğer noktalarda dozu çok arttırabiliyoruz.
Yan etkiler azalıyor
Radyo terapinin birçok yan etkisi bulunuyor? Bu yöntem bu yan etkileri azaltıyor mu?
Radyo terapinin yan etkileri nereye yaptığınızla bağlantılıdır. Radyoterapiyi eğer başa yapar ve gözü korumazsanız hastada görme kaybı olabilir. Prostatı ışınlıyorsanız hastanın görme açısından bir riski yoktur. Dolayısıyla ışınladığınız bölgeyle sınırlıdır. Biz de yan etki düşük olduğu için dozları daha emniyetle ve daha yüksek verebiliyoruz siz dozunuzu artırdıkça da tümör kontrolünüz artıyor. Dolayısıyla yalnız yan etkiyi düşürmek değil yan etkiyi düşürdüğüz için tümöre verdiğiniz doz da negatif olarak artabiliyor. Nereyi koruyabiliyoruz? Gözü çok iyi koruyabiliyoruz beyindeki sağlıklı dokuyu koruyabiliyoruz Böbreği koruyoruz karaciğeri koruyoruz organın yerine göre ince bağırsağı koruyoruz bunlar çok duyarlı organlar. Radyoterapi gören hastalarda görülen yan etkiler mide bulantısı ishal mesela ışınladığımız yere göre idrarda yanmaidrar tutukluğu kaçırma olabilir. Büyük abdest şikayetleri yapabilir akciğerde ciddi problemler yapabilir.
Size her başvuran hastaya tomoterapi uygulanabiliyor mu?

Hayır tabii ki iyi bir yöntem her şey için gerekli değildir dolayısıyla o bir mesleki birikim ve dürüstlüktür. Biz tomoterapiye uygun olan hastalara tomoterapiyi uyguluyoruz ama tomoterapi olmadan da tedavi edilecek durumlar var. Hasta illa tomoterapi isteğiyle geldiğinde onu tomoterapiye koymuyoruz duyup geliyorlar ve izah ediyoruz “Sana bu makine gerekli değil bunun maliyeti sana gereksiz gelecek sen gel klasik tedaviyi al aynı tedaviyi alabilirsin” diyoruz çünkü vücutta korunmaya fazla ihtiyaç olmayan yerler var örneğin kasın ve kemiğin o kadar korunmaya ihtiyacı yok. İkincisi bazı tedavilerde hastanın ağırlığı daha çok ilaç tedavisine kalıyor. Dolayısıyla radyoterapide o kadar yüksek doza çıkmanız gerekmiyor. Doku eğer vereceğiniz dozu rahatlıkla kaldırabiliyorsa bunda tasarruf etmeye çalışmanın bir mantığı yok. O zaman düşük dozda ve kısa sürede yaptığımız tedavilerde biz klasik makinalari çok rahat kullanabiliyoruz
Pahalı bir yöntem mi?

Klasik tedaviye göre pahalı bir yöntem tabi.
Tomoterapi daha çok hangi kanser türlerine uygulanıyor?

Beyin tümörleri akciğer tümörlerinin bazıları tüm baş boyun tümörleri gırtlak tümörü geniz tümörü tükürük bezi tümörleri meme tümörlerinin bir kısmı uygulanamaz değil.
Tomoterapinin uygulanması ne kadar sürüyor?

Aşağı yukarı 20 dakika sürüyor.

Tomoterapi çocuklara da uygulanabiliyor mu?
Çocuklarda daha kullanımı henüz standartlaşmış değil çünkü çocuklara geldiğimizde tümör karakteri çok farklı ilaç tedavisi daha önde gidiyor ve çevre dokularla bu tedavinin ilişkisi yönünde bilgi net değil onun için prensip olarak çocuklarda daha bu tedaviye gelinmiyor.

Ergenlik Döneminde Bedensel Gelişim

Ergenlik kızlarda ortalama 10-12 erkeklerde 12-14 yaşları arasında başlar. Ergenlerde bedensel değişim gelişimin hızlanması ve cinsel özelliklerin görülmesi ile belirlenir.

Hızlı boy ve kilo artışı en önemli gelişmelerdendir.Kızlarda ergenlik öncesi döneme kadar hızlı olan boy gelişiminin bu dönemde yavaşladığı görülür.Kilo değişimi de boy değişimine bağlı olarak boya paralel oranda değişir. Ergenlik döneminde faaliyetini arttıran androjen ve östrojen hormonları ile ergenin cinsel özellikleri de gelişmeye başlar.Kızlarda adet görmevücudun kıllanmasıgöğüslerin büyümesierkeklerde gece boşalmalarının başlamasısesin kalınlaşması bu değişimlerden sayılabilir.

Ergenler bedenlerinde meydana gelen bu değişikliklerin farkındadırlar. Buna karşılık bu duruma verdikleri tepkiler değişiklik göstermektedir.Ergenler her zaman verdikleri tepkilerde gerçekçi değillerdir. İçinde bulundukları dönem itibariyle var olan durumu abartılı olarak yorumlayabilirler. Bunun için çocuğa bu değişikliklerin olabileceği önceden anlayabileceği bir şekilde anlatılmalı ve hazır olması sağlanmalıdır. Ergenlerde bu dönemde sakar davranışlar da sık sık görülür ki bunun nedeni hızlı büyümesine karşılık kaslarının henüz bu duruma ayak uyduramamış olmasıdır.

Ergenlerin bir çoğunda dış görünüşlerinde meydana gelen bu hızlı değişimden utandıkları ve çekindikleri görülür.Ailenin çocuk yetiştirme tarzı baskıcı ve otoriter bir tavır içeriyorsa bu durum çocukluktan başlayarak ergenlikte ve hatta yetişkin yaşamda çekingen bir özellik olarak kendini gösterecektir.

Çocukluk Dönemi Dil Bozuklukları

Yaşıtlarına kıyasla kendini tam olarak ifade edemeyen söylemek istediğini formüle edemeyen veya iletişim yollarını uygun kullanamayan çocuklar bu sınıfa girer. Yaşıtlarına göre dilin sesbilgisel söz dizimsel biçimbilgisel anlambilgisel veya edimbilgisel bileşenlerinde bir gerilik söz konusudur.

İşitme kaybı mental retardasyon yaygın gelişimsel bozukluklar çocukluk çağı afazisi(Landau Kleiffner) gecikmiş dil ve konuşma gibi nedenleri vardır.

İleri derecede iki taraflı işitme kayıpları alıcı ve ifade edici dilde gecikmeye neden olur.

Çocuğun dil gelişim seviyesi bilişsel düzeyine paralellik gösterir. Bilişsel-zihinsel düzeyde olacak gerilik çocuğun tüm dil bileşenlerinde geriliğe neden olur. Dilin gelişimi çocuğun zihinsel ve kronolojik yaşı arasındadır.

Bu belirtiler hastalık habercisi

Zaman zaman ‘yorgunum’ ya da ‘hafif bir rahatsızlık geçiriyorum’ diyerek geçiştirdiğiniz bu belirtiler vücudunuz ile ilgili önemli sinyaller verip bazı hastalıklara işaret ediyor olabilir.


Memorial Etiler Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Görgülü “Vücudumuzdaki hangi belirtiler hangi hastalıkların habercisi olabilir?” sorusunun yanıtını verdi.

İnsan vücudunun hastalıklara yanıtı kişinin yapısı ve hastalığın çeşidine göre değişiklik gösterebilir. Ancak vücudumuzdaki bazı belirtilerin ne gibi hastalıklardan kaynaklanabileceğini bilip ona göre önlem almak önemlidir.
Her gün herkesin sıklıkla karşılaştığı bazı vücut fonksiyonu değişiklikleri farklı hastalıkların habercisi olabilir. Hastalığın ne olabileceği hakkında hem hastaya hem de hekime ön fikir veren bu bulgular değerlendirilmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır. Aşağıda sıralanan bulgularda da görüleceği gibi bazı önemsiz gibi görünen şikayetlerciddi hastalıkların habercisi olabileceği gibi sıradan durumlar da olabilir. Bu yüzden vücudumuzdaki hiçbir değişikliği göz ardı etmemeli ve konunun uzmanı bir hekime başvurulmalıdır.

Hastalıkların bulundukları sistemlere göre bulgular şöyle sıralanabilir:
Derideki değişiklikler:

Ciltte ve göz aklarında sarılık: Hepatit ABCDEFG gibi çok çeşitli sarılık hastalığı yapan virüslerden bazı genel hastalıklara neden olup beraberinde karaciğer tahribatına da neden olan virüslerden bakteri cinsi mikroorganizmalardan safra kanalında tıkanma yapacak taş tümör apse gibi durumlardan karaciğerinden ya da başka organlardan gelmiş tümörlerden ve pankreas tümörlerinden dolayı meydana gelebilir.

Solukluk: Bu belirti en sık kansızlıkta gözlenir. Ayrıca kronik organ yetersizliği ve özellikle dolaşımın yavaşladığı kalp yetersizliğinde de gözlenebilir.

Morarma (Siyanoz): Dolaşımda yeterli oksijen bulunmamasından kaynaklanır ve başlıca nedenleri kronik bronşit amfizem gibi akciğer hastalıkları polisitemi denilen kan fazlalığı kalp yetersizliği ve kalp kapak hastalıklarıdır.

Döküntüler: Cilt döküntüleri genellikle alerjik durumlarda ve kızamık kızamıkçık suçiçeği gibi döküntülü hastalıklarda görülür. Ayrıca kronik karaciğer rahatsızlıkları gibi durumlarda da özel cilt döküntüleri olabilir.
Genel değişiklikler:

Ateş: Vücut ısısının artması (372 üzerine çıkması) “Ateş” olarak değerlendirilir. En sıklıkla viral ve bakteriyel enfeksiyonlarda gözlenir. Daha az olarak da karaciğerakciğer pankreas tümörlerinde ve bazı romatizmal hastalıklarda gözlenir.

Kilo kaybı: Yeterli gıda alınmaması durumları hipertiroidi denilen tiroid bezinin fazla çalışması kronik enfeksiyonlar kanserler ciddi kalp yetersizliği mide ve bağırsak rahatsızlıkları bazı paraziter hastalıklar kilo kaybına yol açabilir.

Kilo alımı: Tiroid bezinin az çalışması böbrek üstü bezi rahatsızlıkları bazı ¤¤¤¤ hormonu bozuklukları ve fazla kalori alınımı kilo artışına yol açar.

Halsizlik: En sık rastlanan halsizlik nedeni; stres yetersiz ve kalitesiz uykudur. Ancak bu şartlar olmadan da bazı durumlarda birkaç günden fazla süren halsizlik görülebilmektedir. Bu durumda enfeksiyon bazı madde ve ilaç kullanımı kronik viral hastalıklar (AIDS gibi) ve ek bulgular da değerlendirilerek tümöral oluşumlar araştırılabilir.
Solunum sistemi bulguları:

Öksürük: En sık rastlanan solunum sistemi bulgusudur. Sigara ve diğer tahriş edici maddelere karşı üst solunum yolu ya da akciğer enfeksiyonlarına akciğer ve solunum yolları tümörlerine mideden asitli suların gelip boğazı tahrişine (reflü) kalp yetersizliğine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bazı ilaçların yan etkisi olarak ve astım gibi solunum zorluğu yapan durumlarda da oluşabilir.

Nefes darlığı: Hastanın aldığı nefesin kendine yetmemesidir. Sıklıkla kronik akciğer hastalıkları kalp yetersizliği kalp kapak hastalıkları akciğer enfeksiyonları astım krizleri akciğer tüberkülozu-tümörleri ve ağır kansızlık durumlarında görülür.
Balgamla ya da öksürükle ağızdan kan gelmesi (Hemoptizi): Sıklıkla akciğer tüberkülozu ve
akciğer tümörlerinde gözlenir. Daha az olarak zatürree bronşit gibi enfeksiyonlarda yakıcı gaz ya da madde inhalasyonunda da görülebilir.
Kalp ve damar sistemi bulguları:
Göğüs ağrısı: Basit kas ağrısından kalp krizine kadar geniş bir yelpaze çizer. Ayrıca akciğer enfeksiyonları mide ve yemek borusu rahatsızlıkları da göğüs ağrısı yapabilir.

Tansiyon düşmesi (Hipertansiyon): Özellikle su ve tuz kaybına bağlı olarak gelişir. Ayrıca ağır kalp yetersizliği akut kalp krizi alerjik reaksiyonlarda da gözlenebilmektedir.

Geçici bilinç kaybı ve bayılma (Senkop): Kalp ritim bozuklukları kana mikrop karışması sara nöbetleri kalp krizi gibi durumlarda gelişebilir.

Dokularda aşırı sıvı birikimi (Ödem): En sık kalp yetersizliğinde görülür. Aşırı tuz alımı uzun süre ayakta kalma ve varisler de bacaklarda ödem yapabilir. Ayrıca tiroid bezi rahatsızlıkları da ödeme yol açabilir. Karaciğer bozukluğu ya da alım azlığına bağlı kanda protein düşmesi de bir ödem nedenidir.

Tansiyon yükselmesi (Hipertansiyon): Aşırı tuz alımı ailesel yatkınlık böbrek ve böbrek üstü bezi ve bazı hormonal bozukluklar tansiyonda yükselmeye yol açarlar.
Mide ve bağırsak sistemi bulguları:
Kabızlık: En sık görüleni “Alışkanlığa bağlı” (Habituel konstipasyon) kabızlıktır. Ancak bazı sistemik rahatsızlıklar bağırsak sisteminde tıkanmaya yol açabilecek tümörparazit enfeksiyon durumları kandaki sıvı ve elektrolit denge bozukluğu da kabızlık yapabilir.

İshal: Sık ve sulu büyük abdest yapmaktır. En sıklıkla mikrobiktir ve kendiliğinden geçer ancak bazı zehirlenme durumları üre yüksekliği bazı ilaçlar parazitler ve sindirim sistemi tümörleri de uzayan ishale neden olabilir.

Ağız yolu ile ya da makat görülen kanamalar: Ağız yolu ile olan kanama sıklıkla mide yemek borusu ve on iki parmak bağırsağı kaynaklıdır. Makattan olan kanama ise ince ve kalın bağırsak kaynaklı olup kanın rengine göre kanama düzeyi tespit edilebilir. Ülserler ağır gastritler enfeksiyonlar ve sindirim sistemi tümörleri kanama nedenidir.

Yutma güçlüğü (Disfaji): Özellikle yemek borusu yanıkları ve tümörlerinde görülür.

Karın ağrısı: Basit enterit gastrit mide bağırsak delinmesi gibi pek çok önemli sebep haricinde karın bölgesinde bulunan organların herhangi birindeki ufak bir rahatsızlık sebebiyle bile oluşabilmektedir.

Karında şişlik: Gaz birikimi şişmanlık asit dediğimiz karın zarlarında sıvı birikimi gebelik ve tümöral oluşumları akla getirmelidir.
Boşaltım sistemi (böbrek ve idrar yolları) bulguları:

Günlük çıkarılan idrar miktarının azalması (Oligüri): Sıvı alımı yetersizliği böbrek yetersizliği kalp yetersizliği bazı ilaçlarla ve maddelerle zehirlenme gibi pek çok sebepten oluşabilir.

Günlük çıkarılan idrar miktarının çok fazla olması (Poliüri): Başlıca nedenleri sıvı alımı fazlalığı kontrolsüz şeker hastalığı erken dönem böbrek yetersizliği idrar söktürücü ilaç kullanımıdır.

İdrarın kanlı ve kırmızı renkte gelmesi (Hematüri): Böbrek ve idrar yolu taşları enfeksiyonları yaralanmaları tümörleri ve nefrit denilen akut ya da kronik böbrek enfeksiyonlarında görülür.

Yan ağrıları: Özellikle böbrek taşı ve enfeksiyonu durumlarında şiddetli yan sırt ağrıları oluşur.
Kan ve lenf bezi sistemi bulguları:

Kanama: Kendiliğinden ya da bir travma nedeniyle oluşan bir durumdur. Dokuda bütünlük bozulması ya da kanda pıhtılaşma faktörü eksikliğinden oluşabilir. Ayrıca kanda pıhtılaşma sağlayan trombosit eksikliği de kendiliğinden kanama nedeni olabilir.

Lenf bezlerinde şişme: Özellikle boyun bölgesi koltuk altı ve kasık bölgesinde bezeler halinde oluşur. Basit bölgesel enfeksiyonlar ile o bölgedeki romatizmal ve tümöral oluşumlar ile lenfoma denilen lenf bezi kanserine bağlı olabilir.
Sinir sistemi bulguları:

Baş ağrısı: En sık görüleni stres ve yorgunluğa bağlı gerilim tipi baş ağrısıdır. Migren sinüzit ve boyun kireçlenmeleri de sık rastlanan baş ağrısı sebebidir. Ayrıca beyin zarı iltihabı beyin iltihabı ve kafa içi organlardaki tümöral oluşumlar da gittikçe artan tarzda baş ağrısı yapar.

Baş dönmesi: Sıklıkla iç kulak rahatsızlıklarından olur. Boyun fıtığı kireçlenmesi bazı ilaçlara veya enfeksiyonlara bağlı olarak da görülebilir.

Bilinç değişikliği: Travma kanda tuz ve sıvı dengesinin bozulması yüksek ateş beyin ve beyin zarı enfeksiyonlarında ani bilinç değişiklikleri olabilir. Yavaş gelişen bilinç değişikliklerinde demans ve kafa içi yer kaplayan kitle araştırılmalıdır. Nöbet geçirme de buna dahildir.
Hormonal sistem bulguları:

Adet görememe hali (Amenore): Gebelik menopoz hormonal bozukluklar guatr rahatsızlığı hormon etkili bazı ilaçların alımı aşırı zayıflık aşırı stres başlıca nedenleridir.

Kadınlarda yüzün ve vücudun erkek tipi kıllanması (Hirsutizm): Böbrek üstü bezi rahatsızlıkları bazı hormon etkili ilaçların alımı beyine ya da yumurtalıklara bağlı hormon yetersizliklerinde görülür. Nadiren ailesel durumlarda da gözlenebilir.

Saç dökülmesi (Alopesi): Bölgesel ya da geneldir. En sık görülme nedeni strestir özellikle kadınlarda erkek tipi saç dökülmesi olması bazı hormonal rahatsızlıklardan dolayı olur.
__________________

İşte alkol ve sigaranın tehlikesi

Alkol ve sigaranın uyuşturucudan daha teklikeli olduğu belirtildi.



İngiliz hükümetinin uyuşturucu kullanımıyla ilgili danışmanı Profesör David Nutt alkol ve sigaranın hint keneveri ve ecstacy gibi bazı uyuşturuculardan daha tehlikeli olduğunu savundu.

Sky televizyon kanalının haberine göre Prof. Nutt "Sigaranın kanser yapma riskinin yüksek olduğu düşünüldüğünde hint kenevirinin ruhsal bozukluklara bağlı hastalıklara neden olma riski oldukça düşük" dedi.

King's College'da verdiği bir derste bu görüşleri dile getiren Nutt alkol ve tütünün uyuşturucu maddelerin sınıflandırılmasında diğer yasal olmayan uyuşturuculardan ayrı tutulmasını savundu.

Prof. Nutt ayrıca "ecstacy kullanmanın ata binmekten daha tehlikeli olmadığını" söyledi.

Sky'ın haberine göre Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı bu görüşlerin Prof. Nutt'ın kişisel görüşleri olduğunu hükümetin konuya ilişkin görüşlerini temsil etmediğini duyurdu.

Birleşik Krallık'ta bu ay başında açıklanan rakamlarla ülkede uyuşturucu tedavisi görenlerin sayısında artış olduğu duyurulmuştu.

Ülkenin ulusal sağlık sistemi (NHS) tarafından açıklanan rakamlara göre İngiltere'de 207 bin 580 kişi uyuşturucu tedavisi görüyor.
__________________

Nefeste kötü koku sorunu

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'ndan ipuçlarıyla ağız kokusunu yenmenin yolları



Nefeste kötü koku sorununun yüzde 80-85’i ağız ve boğazdaki sorunlardan kaynaklanıyor.
Ağız içindeki yaralar ülserler dişeti iltihapları diş kökü ya da çevresini saran mikrobik hadiseler yani ağız hijyeninin bozuk olması en önemli neden olarak gösteriliyor.

Ayrıca ağız temizliğinize ne kadar dikkat ederseniz edin tükürük salgılamanızın azalması ağızda tükürük birikmesi gibi elinizde olmayan nedenler de nefesinizde koku yapabiliyor.

Çok daha nadiren yutak bölgesindeki kanserlerde ağız içi tümörlerinde nefeste kötü koku ilk belirti olabiliyor. Genizde akıntı müzminleşmiş sinüs iltihapları (kronik sinüzit) da nefes kokusuna yol açabiliyor.

Diğer taraftan akciğer hastalıkları sindirim sistemi hastalıkları ve sistemik bazı sorunlarda da ağız kokabiliyor. Örneğin kronik akciğer enfeksiyonlarında -özellikle bronşektazi diye bilinen problemde- ağız kokusuna sık rastlanıyor. Birdenbire çıkan kokuda akciğerdeki bir apseden kuşkulanmak gerekiyor.
YEMEK BORUSU HASTALIKLARINA DİKKAT
Yemek borusunda oluşan kesecikler (divertükül) bazen çok fazla büyüyebiliyor ve bu keseciklerin içinde biriken gıda artıkları ağız kokusuna sebep oluyor. Seyrek olarak gastrit gibi sorunlarda da ağız kokusu problem haline gelebiliyor. Bununla birlikte sindirim sisteminden kaynaklanan nedenler daha çok yemek borusuyla ilgili oluyor. Özellikle bağırsak hastalıkları ağzı kokusuna sebep olmuyor.

Sistemik hastalıklardan böbrek yetmezliğinde nefeste amonyak kokusu hissedilebiliyor. ıyi kontrol edilmeyen diyabette diyabetik koma öncesinde “ketoasidoz” nedeniyle nefeste özel bir koku ortaya çıkabiliyor.

Karaciğer yetmezliği olan hastalarda da nefeste koku olabiliyor. Çok seyrek olarak sadece psikolojik nedenlerle ortaya çıkan ağız-nefes kokusu problemi olduğunu da hatırlatalım. Soğan sarımsak ve benzeri yiyeceklerin nefes kokusu sorununa yol açtığını unutmayalım.
SORUN NASIL ÇÖZÜLEBİLİR?
Nefeste kötü koku sorununun nedenini bulmak bazen pek kolay olmayabiliyor. Kulak burun boğaz ve dahiliye uzmanlarıyla diş hekimlerinin birlikte araştırma yapmaları gerekebiliyor. Genel olarak dikkatli bir değerlendirme sorunu ortaya koymaya yetiyor ve altta yatan problem belirlendiğinde koku tümüyle ortadan kalkıyor.

Prensip olarak böyle bir sorunla karşılaşmamak için herkesin ağız boğaz temizliğine dikkat etmesi diş fırçası diş ipi kullanmayı alışkanlık haline getirmesi ağız gargaralarından faydalanması şart. Sık ve az gıda tüketmek sıvı gıdalar almak yoğurt maydanoz gibi yiyecekler karanfil çiğnemek halk arasında “etkili maskeleyiciler” sayılıyor. Yanlış da değil!
Her ay gebe kalma şansınız nedir?
Tam yumurtlama zamanına rast getirilen ilişkiler söz konusu olduğunda bile gebelik elde etmek için beklemek gerekebilir.

Eşlerin herhangi bir kısırlık sorunu olmadığı bilinerek yapılan istatistiklere göre gebe kalabilme oranı kadının yaşı ile giderek azalmaktadır. Erkeğin ise yaşı önemli olmakla birlikte sperm sayısı kalitesi ve yapısı ön plandadır.

Eğer bir kadın 20-25 yaşındaysa her ay için hamile kalma şansının oranı yüzde 25’tir. Yaş 25-30 arasındaysa şans yüzde 20 30-35 arasındaysa da yüzde 15’tir. 35’ten sonra her yumurtlamalı aybaşına yüzde 10 civarındadır. Bundan sonra oranlar giderek azalmaktadır.

Buna göre 30 yaş altındaki sağlıklı bir kadın 6 yumurtlama dönemi içinde gebe kalacaktır. Erken 30’lu yaşlarda bu süre 9 ay 30’lu yaşların ortalarında 1 sene olabilir.

35 yaş altında en fazla 1 yıl 35 üzerinde en fazla 6 adet döneminde düzenli yumurtlama ile gebe kalınamıyorsa doktora gidilmelidir.
Mankenler podyuma!
Görünüşünüzle ilgili değişimler yapmayı her zaman planlayabilirsiniz. Bu kararınızda moda akımları arkadaş çevreniz ve eşiniz ya da sağlık kuşkularınız doktorunuzun tavsiyeleri etkili olabilir. Kilo vererek dokularınızı sıkılaştırıp fit olmak saç ve göz renginizi değiştirmek ya da giyim tarzınıza farklı bir soluk getirmek de isteyebilirsiniz. Ancak eski deyimle “vücudunuzun çatısı” asla değişmez. Elmalar armut armutlar elma olmaz!

Çadır tipi hanımlar dondurma külahı hanımlara dönüşmez. Bırakın mankenler podyumlarda elbiseleri en iyi şekilde göstermeye devam etsinler. Siz kendi gardırobunuzdakileri keyifle ve sağlıkla taşıyın!

Çocuklarda Uykunun Önemi

çocuklarda düzensiz uykunun önemi - çocuklarda düzenli uykunun önemi



İyi Uyumayan Çocuklar Obezite Ve Depresyona Daha Yatkın

Memorial Suadiye Tıp Merkezi; Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Yıldırım “Çocuklarda uykunun önemi” hakkında bilgi verdi.
Uyusun Da Büyüsün

Uyku yalnızca bir dinlenme aracı değildir. Uyku beyin başta olmak üzere tüm organların rejenerasyonu için şarttır. Uyku sırasında stres hormonları azalırken büyüme hormonu salınımı artar. Bu sayede uyku sırasında vücut kendini onarır yeniden yapılandırır protein sentezi artar ve vücut kendini yeni güne hazırlar.
Düzenli Uyku Hafızayı da Güçlendiriyor

Uyku zamanı bakıcıların dört gözle bekledikleri soluklanma zamanı olurken; çocuklar için çok daha büyük bir öneme sahiptir. Çocuk uyku sırasında büyümektedir. Çocuk ne kadar küçükse büyüme o kadar hızlı uyku ihtiyacı da o kadar fazladır. Düzenli uyuyan çocukta büyüme daha hızlı olacaktır. Yine bu çocuklarda öğrenmenin daha net hafızanın daha güçlü olduğu ortaya konmuştur. Yetersiz uyuyan çocuklarda durum tam tersidir. Yeterince uyuyamayan çocuklarda obezitenin daha sık olduğu saptanmıştır. Bu çocuklarda abur cubur yeme fazla kalorili içecekler içme ve televizyon ya da bilgisayar karşısında geçirilen süre daha fazladır.
Düzenli Uyku Hiperaktivite ve Depresyon Riskini Azaltıyor

Bilimsel araştırmalar okul öncesi çocuklarda düzenli uykunun hiperaktivite anksiyete ve depresyonu azalttığını göstermiştir. Yine bir haftalık süre içinde 3-4 gün ve fazlası uykunun (bu da gün başına en az 11–12 saat uyku demektir) çocuklar için gerekli olduğu gösterilmiştir. Ergenlik döneminde uyku zamanı genellikle gece yarısından sonraya sarkar ve çocuk az uykuyla yetinmeye başlar. Günlük 7–75 saat uykuyla yetinen çocuklarda depresyon eğiliminin daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Bu çocuklarda depresyon sıklığının gece 22.00 den önce yatağa giren çocuklara göre % 42 daha fazla olduğu gösterilmiştir. Ergenlik döneminde ideal uyku zamanı 9 saat iken birçok çocuk 7–75 saat uyku ile yetinmektedir.
Çocuğunuzun Yatma Vaktini 22.00 Olarak Belirleyin

Tüm çocukluk boyunca uykuya yatma zamanının mutlaka gece 22.00’den önce olması sağlanmalıdır. Bunu sağlamak her zaman çok kolay olmayabilir. Sağlıklı uyku alışkanlığının oturtulması erken bebeklik döneminde itibaren başlatılmalıdır.
Çocuğunuzun Kendi Kendine Uykuya Dalmasını Sağlayın

Çocuk temas anne göğsü beslenerek ya da sallanarak uykuya dalmaya alışmışsa şartlı refleks oluşacaktır. Her uyandığında uyumak için zorunlu hale gelen bu koşulların varlığını isteyecektir. Böylece anne ya da bakıcı için uykusuz geceler başlayacaktır. Bu nedenle bebeklik döneminde geliştirilen uyku alışkanlığı konusunda ailenin çocukları ve kendi çıkarları açısından çocukların bağımsız uykuya dalabilme alışkanlığını oturtmaları gerekir. Çocuklarda genellikle ayrılık anksiyetesi söz konusudur. Çocuklar gece uyandıklarında gerçek ile rüya arasındaki ayrımı kavrayabilmek için daha uzun süreyle ihtiyaç duyarlar.
Beslenme Alışkanlıkları Uyku Düzenini Etkiliyor

Uyku üzerinde bazı beslenme ile ilgili etkenler de söz konusudur. Gece yarısı kan şekerinin düşmesi uyanmaya yol açacaktır. Bu açıdan uyku saatine yakın karbonhidrattan zengin gıdalardan (unlu ve şekerli) kaçınmak gerekir. Gıda alerjileri de kaşıntı astım ve sindirim problemlerine yol açarak uyku kalitesini bozacaktır. İnek sütü alerjisi olan çocukta inek sütünün diyetten çıkarılması uyku kalitesinde düzelmeler sağlamaktadır. Ayrıca gıda alerjileri çocuklarda bademcik ve geniz etinin büyümesine yol açarak uyku problemlerine yol açacaktır. Kalsiyum magnezyum ve B vitaminlerinin (özellikle B6) az alınması gece uyanmalarını artırır. Yatmadan önce alınan kafeinli gıdalar (birçok içecek ve çikolatada boldur) uyarıcı etkisi nedeniyle uykusuzluğa neden olabilir.
Düzenli uyku için çocuğunuzu masal ve masaj ile rahatlatın

Düzenli bir uyku saati uyku öncesi masal ve rahatlatıcı bir müzik gün içerisinde bedensel aktivite için fırsat sağlanması uyandığında onu bekleyen cazip aktivite ve sürprizler listesi sunmak çocuğu güven objesi ile baş başa bırakmak (seveceği bir battaniye ya da oyuncağı) badem yağı papatya ya da lavanta yağı ile masaj yapmak uykuyu çocuk için sevimli hale getirilebilir.

Uyumaya gitme zamanı hakkında aile ile çocuk arasında savaş değil barış ortamı yaratmak belki de problemlerin çözümünü sağlayacaktır.

Ağız Kuruluğu Diş Ve Diş Eti Hastalıklarına Zemin Hazırlıyor

ağız kuruluğu - ağız kuruluğu ve tedavi yöntemleri - ağız kuruluğunun nedenleri nelerdir



Pek çok insanda görülen ancak çoğu zaman önemsenmeyen ağız kuruluğu oldukça ciddi sağlık sorunların oluşmasına neden olabilmektedir. Genellikle yoğun ilaç kullanımı ve bazı hastalıklar neticesinde ortaya çıkan ağız kuruluğu basit önlemler ile giderilebilmekte ya da kontrol altına alınabilmektedir.

Ataşehir Memorial Tıp Merkezi Ağız Çene ve Diş Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Ezel Yıldız Elmas “Ağız kuruluğu ve tedavi yöntemleri” hakkında bilgi verdi.

Ağız kuruluğu oral bölgenin ekolojik dengesinin bozulmasına diş ve diş eti hastalılarının ortaya çıkmasına kişinin yiyip içtiklerinden tat alamamasına ve bu nedenlerle de kişinin yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaktadır.

Ağız ve genel sağlığın devamlılığı için tükürük miktarının normal seviyede olması önemlidir. Ancak çeşitli sistemik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar tükürük miktarını etkiler. Yaş farklılıklarının salgılanan tükürük miktarına güçlü bir etkisi yoktur. Yaşlanmayla birlikte salgılanan tükürük miktarının azalmasının sebebi genellikle kullanılan ilaçlardır.

Diş çürükleri diş eti hastalıkları ağız içi mantar ve virüs enfeksiyonları ağız kuruluğunun sebep olduğu başlıca şikayetlerdir.
Diş Ve Diş Eti Hastalıklarının 3 Aşamalı Teşhis Ve Tedavisi

Tükürük bezi hipofonksiyonu ve ağız kuruluğunun erken teşhisi ve komplikasyonlarının engellenebilmesi için 3 aşamalı muayene gerekmektedir…
1- Hastanın şikayeti ve hastalığın hikayesi

* Ağızdaki tükürük miktarı çok az çok fazla veya farkında değilmisiniz?
* Yutkunmada zorluk yaşıyor musunuz?
* Yemek yerken ağız kuruluğu hissediyor musunuz?
* Kuru gıda tüketirken sıvı yudumlama ihtiyacı duyar mısınız?

İlk soruya verilen “Çok az” diğer 3 soruya verilen “Evet” yanıtı azalan tükürük miktarını gösterir. Devam eden sorulara verilen “Evet” yanıtı ise hekim tarafından ağız kuruluğu tanısının konulmasını sağlayacaktır.
Tat almanızda bozukluk var mı?

* Dudakların diş veya protezlere yapışmasıyla çiğneme yutkunma konuşma ve yemede sorunlarınız var mı?
* Yoğun ağdalı tükürük kıvamı hissediyor musunuz?
* Dudaklarınız kuru veya çatlak görünümlü mü ve kırmızı çabuk kanayan dişetleriniz var mı?
* Tekrarlayan ağız içi yaraları dil yüzeyinde kuruluk ve değişiklikler var mı?
* Dişlerin diş eti ile birleşim yerlerinde veya kök yüzeylerinde diş çürükleri var mı?
* Kötü ağız kokusu var mı?

2- Hastanın tıbbi hikayesi

* Tükürük salgı miktarı ve ağız kuruluğu doğal olarak çeşitli hastalıklar ve buna bağlı ilaçların kullanım çeşitliliği ve sıklığı ile değişebilir.
* Tükürük salgı miktarını ve ağız kuruluğunu etkileyen durumlara bayanlar erkeklerden daha duyarlıdır. Örneğin; hipotiroid depresyon yeme bozuklukları gibi rahatsızlıklar bayanlarda daha sık görülmektedir.
* Kötü beslenme alışkanlıkları burun tıkanıklığı ve ağızdan soluma ağız kuruluğu şikayetlerini artırır.
* Tütün alkol ve keyif verici ilaçlar yalnız tükürük miktarını etkilemez aynı zamanda tükürük kalitesini de etkiler.

3- Diğer muayene yöntemleri

* Sialometrik testler tükürük testlerinin yapılması
* Ağızdan alınan tükürük örnekleri ile tükürük akış miktarı ölçülmesi
* Minör tükürük bezlerinin biyopsisinin yapılması
* Ağızdaki bakterileri tanımlamak için “Mikroflora analizi” ve kan analizleri ağız kuruluğunun kaynağını araştırmada kullanılan diğer yöntemler arasındadır.

Ağız kuruluğunun nedenleri nelerdir?

* Kullanılan ilaçlar; depresyon ilaçları antidepresanlar alerji ilaçları antihistaminikler diüretikler kalp ilaçları- kardiyovasküler ilaçlar ağrı kesicileryatıştırıcı ilaçlar ve tansiyon ilaçları gibi reçete edilebilen 400’ün üzerinde ilaç ağız kuruluğuna sebep olabilir.
* Sistemik hastalıklar; şeker hastalığı (diabet) parkinson hastalığı sjögren sendromu HIV/AIDS gibi hastalıklar ağız kuruluğuna sebep olabilir.
* Kanser tedavileri; radyasyon tedavisi kemoterapi ağız kuruluğuna sebep olabilir.
* Alkol ve sigara kullanımı ağızdan soluma ağız kuruluğuna sebep olabilir.

Tedavisi nasıldır?

* Florlu veya ağız kuruluğu için üretilen özel diş macunu ile dişler fırçalanmalı
* Dişlerin arası diş ipi ve arayüz fırçaları ile temizlenmeli
* Diş yüzeylerine günlük flor uygulamaları yapılmalı
* Florlu ağız gargaraları ile ağız düzenli olarak çalkalanmalı
* Diş dolgusu yaptırırken flor serbestleyen dolgu maddeleri ve amalgam yani civalı dolgular tercih edilmelidir. Çürük gelişimi kontrol altına alındıktan sonra kuron protez uygulamaları yapılabilir.

Ağız kuruluğu ile ortaya çıkan diş ve dişeti şikayetleri için hastalar nelere dikkat etmeli?

* Geceleri hava nemlendiricilerinin kullanılması ile rahatlama sağlanabilir.
* Sakız tatlandırıcılı sert şekerler gibi tükürük salgısını artırıcı gıdaların tüketilmesi kişiyi rahatlatır.
* Sık sık su yudumlamak
* Su bazlı dudak nemlendiricileri kullanmak şikayetleri en aza indirmede uygulanacak basit önlemlerdir.

Bazı durumlarda hastalara yapay tükürük sprey ve jelleri (ağız nemlendiricileri) ile ağız ortamını nemlendirme önerilebilinir. Ancak bu tür uygulamalar limitli bir zaman aralığında etkilidirler. Bu yüzden konuşma ve gece yatma zamanından önce kullanımları idealdir.
Mutlaka Dikkat edin!

* Sodyum lauryl sulfat içeren diş macunları
* Alkol içeren ağız gargaraları
* Şekerli yapışkan gıdalar şeker ve şekerli sakızlar
* Baharatlı asitli gıdalar
* Alkol ve karbonatlı içkiler
* Kafeinli içecekler
* Tütün kullanımı
* Tarçın ve limon aromalı ciklet ve şekerler ağız kuruluğu semptomlarını artırır.

Diz Eklemindeki Menisküs Yırtıkları

menisküs yırtıkları - menisküs tedavisi - menisküs hastalığı



Memorial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanları menisküs hastalığı ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi. Günümüzde spor faaliyetleri ve fiziksel form hedefleyen egzersizler rağbet gördükçe diz yaralanmaları da her yaştaki insanlarda gittikçe daha sık görülmektedir. Diz eklemi vücuttaki en büyük eklemdir. Diz eklemi 3 kemikten oluşmaktadır. Yukarıda uyluk (femur) kırığı aşağıda bacak (tibia) kemiği ve öndeki parça diz kapağı (patella) kemiğidir. Diz eklemi fleksiyon ve ekstansiyona izin veren menteşe tipi eklem olmasına rağmenhareket esnasında rotator eklem fonksiyonu da gösterir. Eklem yüzleri birbirlerine çok uygun olmadığı için eklem yardımcı dokularla güçlendirilmiştir. Bunlar diz eklemi bağları (Ligamentler) ve çukur şeklindeki kıkırdaklar (Menisküsler)'dir.
Anatomi:

Her dizde iç ve dış olmak üzere iki adet fibrokartilajinöz yapıda bulunan menisküsler vardır. Menisküsler yarım ay şeklinde periferik kısımlarının koveks ve kalın içe doğru incelerek seyreden (enlemesine kesitlerde) üçgen biçiminde olup tibia eklem yüzünün 3/2 örtecek şekilde yerleşir. Menisküsler kompresyona direnç gösterecek biçimde yoğun sıkı örgü şeklinde kollajen lifleri bulunan elastikiyeti olan ve önemli görevleri üstlenmiş yapılardır. Menisküslerin şok abzorbe edici görevi eklem kıkırdaklarının beslenmesine yardımcı diz stabilitesini sağlar ve yükün daha geniş bir alana dağılmasını ve eklem kıkırdaklarının yüksek basınçtan korunmasını sağlar.
Etyopatoloji:

Menisküs yırtıkları her yaşta görülebilmektedir.Ancak oluş mekanizmaları farklıdır. Genç insanlarda menisküs dokusu sağlam olduğundan ciddi travmalar sonucu yırtılırlar. Menisküs yırtığına neden olan travma ve zorlamaların kapsül yan ve çapraz bağlarda yaralanmalara neden olduğu unutulmamalıdır. İleri yaşlarda menisküs dejenerasyondan dolayı zayıflar ve çok basit diz hareketlerinde bile yırtılabilir. İç menisküsün daha geniş kalın olması ve medial yan bağa sıkıca yapışmış olmasından dolayı daha hareketli olan dış menisküse göre 5-7 kat daha sık olarak yaralanır ve yırtılır. Menisküs yırtıkları yırtık biçimine göre sınıflandırılmıştır: - Uzunlamasına yırtıklar; menisküs kenarına paraleldir kısmi veya tam olabilir. - Enlemesine yırtıklar; menisküsün superior ve inferior yüzlerinin ayrılması şeklinde olur - Oblik yırtıklar - Radial (perifere dikey) yırtıklar - Değişik tip yırtıklar(flep şeklinde kova sapı şeklindepapağan ibiği şeklinde karışık veya dejeneratif menisküs yırtıkları) Menisküste damarlı kısım periferde olduğu için iyileşme ancak bu bölgede olur.Bu nedenle son yıllarda artroskopik cerrahinin gelişmesiyle periferik menisküs yırtıklarının onarımı başvurulan onarım yöntemlerinden biri olmuştur.
Klinik Bulgu Ve Belirtileri:

Menisküs yırtıklarının büyük çoğunluğunda ağrı şişlik ve kitlenme gibi üç ana belirti vardır. Ağrı en önemli belirtidir ve sıklıkla yırtık olan menisküs tarafında eklem hizasında olur. Merdivende ve çömelirken ağrı artar kitlenme yırtık olan menisküs parçasının eklem aralığına sıkışması ile olur ve bükülen diz uzun süre açılamaz. Menisküs yırtığı olan dizde sıklıkla sıvı birikmesi de olur. Hasta bunu dizinde şişme ve dolgunluk hissi olarak algılar. Duyarlılık eklem aralığı boyunca bulunabilir bu menisküsün periferik yapışma yerlerindeki yırtılma veya zorlanmaları gösterir.
Tanı:

Tanıya anamnez fizik muayene menisküse yönelik özel testler radyo-diagnostik yöntemler ve artroskopiyle ulaşır hastanın hikayesi yaralanmanın oluş şekli ve zamanıtravmanın şiddeti şikayetleri muayene bulguları ve özel testler (mcmurray Apley testleri) ile menisküs yırtığından şüphelenilebilir. Düz röntgen grafilerinde menisküsler görülmez; ancak dizdeki başka anormallikleri görme açısından çekilmesi önerilir. En iyi tanı aracı manyetik rezonanstır(MRI) Menisküs yırtıklarını %80-93 arasında gösterir ayrıca beraberinde diğer eklem yapıları da görülür. Eğer bunlarla tanı konulamazsa artroskopi ile dizin içine bakılarak tanı kesin olarak konulabilir.
Tedavi:

Konservatif tedavi:Akut bir diz travmasını takibendizdeki patolojilerin tanısı konulana kadarki ilk tedavi kanservatif olmalıdır.Öncelikle ekstremite yükten arındırılarakistirahata alınır. Semptomik tedavi medikal olarak anti enflamatuvar ve analjezik ilaçlarla sağlanır. Akut belirtilerin azalmasından sonra diz eklemi dikkatlice muayene edilir ve bulgulara göre tedavisinin gidişi saptanır. İlk tedavi yaralanmanın şiddetine bağlı olarak ortalama 10 ila 20 gün sürdürülür. Bu süre sonrasında yük verilir.Bundan sonraki aşamada dizde lokalize palpasyon ağrısı devam ediyor; ancak bağ sistemi sağlamsa kitlenme ve hidroartroz yoksa konservatif tedaviye devam edilir.Dize elastik bandaj veya dizlik sarılır. Hastanın sportif aktivitelerine ara vermesi söylenir ve progressif quadriceps egzersizlerine devam edilerek hasta izlenir.
Cerrahi Tedavi:

1-) İlk tedaviyi takiben tekrarlayıcı ağrı ve süregelen effüzyonlar ve de kilitlenme gibi septomlar günlük veya sportif yaşamı engellemeye başladığı anda menisküse yönelik cerrahi tedavide maximum menisküslerin korunmasını hedefleyen menisküslerin cerrahi olarak çıkarılması yani menisektomilermenisküsün bütünü çıkarılmasını içeren total menisektomiler veya yalnız yırtık parçanın çıkarılmasını içeren parsiyel menisektomiler şeklinde yapılır. 2-) Pereferik yırtıklarda yırtığın dikişlerle tespit edilerek menisküs tamirleri menisküs tedavilerindeki son aşama menisküs transplantasyonlarıdır.Daha önce menisküsü alınmış hastalarda gelecekte karşılaşılacak dejeneratif değişiklikleri önlemek ve diz stabilitesine olan katkılarına tekrar kazanabilmek için alternatif bir yöntemdir. Son yıllarda giderek uygulama alanı bulan transplantasyonda ilke kadavradan alınan menisküs dokusunun transplante edildiği yeni dizde de canlılığını sürdürmektedir.
Artroskopi:

Tüm dünyada büyük eklem yaralanmalarının tanı ve tedavilerinde çok sık kullanılan bir yöntemdir. Hastaya zarar vermeyen minor cerrahi bir işlemdir. Artroskopi teknik olarak çok küçük ameliyat kesileri yardımıyla eklem içerisine yerleştirilen kurşun kalemden daha ince aletler ile ve fiberoptik kamera yardımıyla monitör ekranından eklem içerisinin net bir şekilde görüntülenmesi esasına dayanır. Eklemin sağlamlığını temin eden yapılara bir zarar verilmediğinden hastalarımız artroskopi sonrası çok kısa sürede eski işlerine ve aktivitelerine dönebilmektedir. Ameliyat sonu cilde dikiş atılmaz. Hastaların büyük çoğunluğu aynı gün içinde taburcu edilebilmektedir.

Saçımla İlgili Problemim Var Diyenler!!

Burda saçla ilgili yaptığınız yorumları okudum.Konular hep aynı yerde dönüp durmuş ve dağılmış geleceğin dermatoloğu olarak sizle ilaçlar hakkında bilgilerimi paylaşmak istedim.Çoğunuzun bildiği şeylerdir ama bir topicte toplanmasında yarar var!!

Propecia/Pentogar:Etken maddesi finasteride olan bu ilaçlar alfa-redüktaz enziminin Tip-2 çeşidini inhibe ederek dht oluşumunu engellemektedir.Bu engelleme sırasında %10 a varan testesteron azalması görülür.Buda insan vücuduna meme büyümesilibido düşmesi gibi yan etkiler olarak yansıyabilir.Etkisini 2-3 ay da göstermeye başlayarak 1 yılda max. seviyeye ulaşır.1 yıldada etkisini kaybeder.Saç dökülmesinde en etkili yöntem olarak gösterilmektedir.Doktor gözetiminde kullanılmalıdır!!!(FDA onaylıdır)

Minoxidil:Etken maddesi rogaine dir.Hormonal bir etkisi olmayıp saç diplerini besleyen damarları genişleterek saçın daha iyi beslenmesini sağlar.Yani dht nin daraltıcı etkisine karşılık genişletici özellik gösterir.Kullanım süresi ömür boyudur.3-4 aylık kullanımda olumlu bir etki göstermediyse devam etmek mantıklı değildir.Acnlyse ve betnovate ile birlikte kullanıldığında kenarlardaki açıklıklara da iyi gelmektedir.Tansiyon problemi olan kişilerin kullanılması önerilmez.Yan etkileri saç derisinde kısa süreli alerjidöküntühafif baş ağrısı şeklindedir.(FDA onaylıdır)

Bioxcin/Revigen/Revivogen/Shen Men: bunların içerikleri bitkisel olup etken maddeleri %90 aynıdır.Etki mekanizmaları aynıdır.İçeriklerindeki flavonlar ve betastesteroidler ile birlikte alfa-5 redüktaz enziminin tip1-2 çeşidine etki ederek dht üretimini azaltmaya çalışırlar.Çinkodoymamış yağ asitleriantioksidanlar ile oluşan dht nin saç köklerine yağışmasını önlerler.İçerğindeki başka flavonlar ile kan damarlarını genişletipkan akışını hızlandırırlar.Vitaminmineralaminoasit içeriğiyle saçın daha canlıgüçlü olmasına yardım ederler.Kullanımları ömür boyudur.Propecianın 2-3 ayda etkisini göstermeye başladığını düşünürsek bunların etkime süreleri daha uzundur!!Bitkisel oldukları için yan etkileri yoktur!!(Sağlık Bakanlığı Onaylıdır)

Crescina:İçinde kimyasal dht blokerları bulunur.Ayrıca 2 aminoasit ve 1 glikoprotein bulunur.İnternette fazla kullanıcı memnuniyeti veya memnuniyetsizliği bulunmamaktadır.Saç dökülme durumuna göre dozajları vardır!!

Aminexil:Tamamen minoxidil özentisi bir ilaçtır.Ama değiştelim derken ellerineyüzlerine bulaştırmışlar.Çünkü bu ilaç müşteri memnuyetsizliği bakımından bir rekora koşmuştur.Ama bayanlarda işe yaradığı hakkında ortak bir görüş vardır.

Saç dökülmesini önlemede en etkili ilaçlar şimdilik bunlar.eğer sizinde böyle bir probleminiz varsa yukardaki alternatifleri hekimizle birlikte değerlendirmenizi haddim olmayarak öneririm!!

Benler (nevüsler)

Benler nedir?
Benler genellikle deriniz zararsız değişikliklerindendir. Tıp dilinde melanositik nevüs olarak bilinirler ve melanosit denen pigment hücrelerin (derinin rengini veren hücreler) çoğalması sonucu gelişirler.

Benler ne şekilde görülebilirler?

Benler düz veya kabarık olabilirler. Renkleri pembeden kahbverengi siyaha kadar değişebilir. Benlerin sayısı genetik olarak ve güneşe maruz kalmanın derecesine bağlı olarak değişir.

Benler ne zaman oluşurlar ve nasıl gelişirler?

Benler doğumda mevcut olabildikleri gibi genellikle çocukluk yaşında gelişirler. Erken evrede nevüs hücreleri derinin üst tabakası (epidermis) ile derinin orta kısmı (dermis) arasındadır. Bu nevüslere Junctional nevüs denir. Bu benler düz ve renklidirler. Benler geliştikçe nevüs hücreleri dermise de yayılır(compound nevüs) veya sadece dermiste bulunurlar (dermal nevüs). Bu benler kalınlaşmıştırlar ve sıklıkla deri yüzeyinden kabarıktırlar.Renkli omayan dermal nevüsler sellüler nevüs olarak adlandırılırlar. Bazı nevüsler ise oldukça koyu mavi renktedirler ve mavi nevüs adını alırlar. Benler güneşe maruz kalındıktan sonra ve gebelikte koyulaşırlar. Erişkin çağda renklerini kaybeder ve yaşlılık döneminde tamamen ortadan kalkabilirler.

Ben tipleri nelerdir?

Doğumsal pigmente nevüs

Doğuşta mevcut olan bir ben konjenital pigmente nevüs olarak adlandırılır. % 1 bebekte bu benler görülür. Boyutları birkaç milimetreden vücudun çok geniş alanlarını kaplayacak kadar olabilir. Özellikle çok geniş olanlarının melanom denen bir cilt kanseerine dönüşme olasılığı vardır.

Halo nevüs

Bazı benlerin etrafı beyaz bir halka ile kaplıdır. Bu tip benler çocuklukta ve ergenlik döneminde görülür. Herhangi bir zararları yoktur ve zamanla ortadaki ben ve beyaz halka ortadan kalkar. Bazen renk değişikliği melanom denen cilt kanserinde de görülebilir eğer şüphe duyulursa biopsi almak gerekebilir.

Çiller

Çiller küçük açık kahve renkli düz deri lekeleridir ve genellikle açık renkli kimselerde görülürler. Genellikle güneşe maruz kalınan alanlarda bulunurlar ve yaz aylarında renkleri koyulaşır.

Sıradışı benler

Sıra dışı benler Clark Nevüs (Atipik nevüs) olarak bilinrler. Bu benler normal olmayan görüntüdedirler. Kenarları düzensiz büyük boyutta sıklıkla melanom denen cilt kanserine benzer şekildedirler fakat çoğunlukla selimdiler. Kaygı uyandıran görünümlerinden dolayı gerekli olmadığı halde cerrahi olarak çıkarılabilirler. Sıradışı benleri olan kişiler özellikle ailelerinde melanom denen cilt kanseri var ise melanona yakalnma açısında risk taşırlar.

Benlerdeki değişiklikler neyin belirtisi olabilirler?

Melanoma derinin pigment (boya) hücrelerinden kaynaklanan kanseridir. Eğer bir ben büyüklüğünü şeklini veya rengini değiştirirse ve ya erişkin dönemde yeni bir ben çıkarsa muhakkak bir dermatoloji uzmanı tarafından incelenmelidir. Dermatologlar dermatoskopi denen bir yöntemle benlerin görüntüsünü büyüterek inceleyebilirler ve eğer gerekirse biyopsi de alabilirler.

Benler nasıl tedavi edilir?

Bir çok ben zararsız olması ve çıkarılmasına gerek olmamasına rağmen aşağıdaki durumlarda tedavi edilmelidir.

K anser olasılığı var ise : Bir benin yapsısı düzensizse çevreye doğru yayılıyor ve rengini değiştiriyorsa tedavi edilmelidir.
Eğer bir ben kıyafetlerin tarağın ve tıraş bıcağının bene zarar verebileceği yerlerde ise çıkartılmalıdır.
Kozmetik nedenler
Benler hangi yöntemlerle tedavi edilir?

1.Traşlama şeklinde biyopsi

Deriden kabarık bir ben bu yöntem ile kolaylıkla edavi edilebilir. Deri lokal anestezi ile uyuşturulduktan sonra bir cerrahi bıcak veya koter ile çıkartılır. Yara düz beyaz bir leke bırakarak iyileşir.

2.Benin cerrahi olarak çıkartılması

Bu yöntem ben düzse veya melanom dediğimiz cilt kanseri şüphesi var ise kullanılır. Deri deki ben tam kalınlığı ile çıkarılır ve sonrada dikiş atılır. Çıkarılan ben patolojik incelemeye gönderilir. Cerrahi yapılan yerde ince bir çizgi şekinde iz kalabilir.

Benlern üzerinde çıkan kıllar traş edilebilir. Cımbızla alınması benin altında inflamasyona yol açarak ağrılı şişliğe neden olabilir.

Deri nasıl muayene edilmelidir?

Ayda bir kişisel cilt muayanizi yapınız: Benlerinizde bir değişiklik görürseniz veya yeni bir benin çıktığını farkederseniz bir Dermatoloğa başvurunuz.
Çok sayıda beniniz atipik beniniz daha önceden olan deri kanseriniz var ise veya doktorunuz önerdiyse düzenli olarak muayene olunuz.
Çok sayıda ben ve sıradışı ben var ise fotograf ile kayıt almak faydalı olabilir. Dermatoskopi denen bir yöntem ile benlerin fotografları alınarak benlerdeki melanom habercisi olabilecek değişiklikler kolaylıkla saptanabilir.
Cilt kanserinden nasıl korunulur?

Güneşten korunma oldukça önemlidir.

uzun kollu gömlek uzun pantolon ve etekler şapka giyilmelidir.
güneşten koruyucu kullanın. Koruma faktörü 30 ve üzerinde olan güneşten koruyucuları sık olarak güneşe maruz kalan alanlara uygulayın.

Ağrıyla başa çıkma yolları…

Yağmurlu havaların inflamasyon adı verilen romatizmal ağrıları tetiklediğini biliyoruz.


Bu ağrılar karşısında alınacak birkaç küçük önlem oruç tutan kişilerin rahat bir gün geçirmesine yardımcı olacaktır…

Yurdun genelinde seyreden yağışlar boyun sırt ve bel bölgesinde ağrı sabah tutukluğu el ve ayaklarda uyuşma gibi çeşitli eklem ağrılarını ve bir o kadar şiddetli baş ağrılarını artırabiliyor.

Bu ağrılar karşısında alınacak birkaç küçük önlem gün boyu oruç tutan kişilerin rahat bir gün geçirmesine yardımcı olacaktır.

ADIMINIZI DİKKATLİ ATIN
Bel boyun sırt ağrılarınızı hafifletmek için ağrıyı daha da artıracak dikkatsiz hareketlerden kaçının. Ani oturup kalkmak ani dönüşler yataktan hızla kalkmak ağır kaldırmak uzanmak eşyaları itmek bel ve boyun hastalıklarının ve ağrılarının en sık karşılaşılan tetikleyicileridir. Gün boyunca ağrılarınızı artıracak bu tip hareketlerden kaçının.
YATTIĞINIZ YER ÖNEMLİ
Boyun ağrınız varsa yatarken iki havluyu rulo haline getirerek ense kökünüzü destekleyin. Çok sert ve üst üste iki yastıkla yatmayın.

BELİNİZİ DESTEKLEYİN

İftardan sonra televizyonun karşısında çayınızı yudumlarken oturduğunuz koltukla belinizin arkasında oluşan boşluğu yine havlu yöntemi ya da küçük bel yastığı ile destekleyin. Gün içinde yüksek topuklu ve babet ayakkabılar giymekten kaçının. Sert masaj ve ovma işlemleri yapmayın. Ağrı hissettiğiniz an yaptığınız işe ara verin ve dinlenin.

VÜCUDUN DOĞAL AĞRI KESİCİSİNDEN FAYDALANIN
Vücudun doğal ağrı kesici maddelerinden biri endorfindir. Beyin belirli ağrılara karşı güçlü kimyasal maddeler salgılayarak ağrıyı bertaraf edebilmektedir. Birçok araştırma ağrı kesicilerin psikolojik etkisi olduğunu göstermektedir. Ağrıyı aşabileceğinize inanarak beyninizi yönlendirin. Vücut doğal maddeleriyle zaten bu konuda en büyük yardımcınız olacaktır.
ROMATİZMA İÇİN BİBERİYE

Ağrıları dindiren biberiye özellikle eklem ve romatizma ağrıları üzerinde oldukça etkili bir güce sahip. Eklem ya da kas ağrıları için yağından faydalanılmaktadır. Ağrıyan bölgeye birkaç damla sürülerek uygulanır.
İFTARDA BİBERİYE ÇAYI
Bir çay kaşığı kurutulmuş biberiye yaprağını 1 fincan suda demleyerek çay olarak tüketebilirsiniz.

bağırsak parazitlerine bitkisel çözümler

Bağırsak solucanları tenyalaryuvarlak solucanlar ve kıl kurtları olarak üçe ayrılabilir.Tenyalar 7-8 metreye kadar uzayabilirhalk arasında şerit olarak bilinir. İyi pişmemiş etlerle insanlara geçer.

Şerit olan kişilerde karın şişliği bulantı ve iştahsızlık görülür. Bağırsaknormal çalışmaz ve sinir sistemi bozukluğu baş gösterir.
Bağırsak parazitleri için bitkisel formüller:
Tenyaları düşürmek için :
* 1 çorba kaşığı eğrelti otu 2 su bardağı kaynar suya konularak çay gibi demlendirilir.15 dakika ara ile aç karnına birer su bardağı içilir.
* 1 litre kaynar suya 1 yemek kaşığı kekik konularak 15 dakika demlendirildikten sonra süzülür. Sabahları aç karnına 1 su bardağı.gün boyu toplam 4 bardak tüketilir.
* İnce rendelenmiş 200 gram havuç sabahları aç karnına yenilir.Öğleye kadar bir şey yenmez.Öğle ve akşam yemeklerinden 20 dakika önce 100 er gram daha yenir. 5-6 gün boyunca bu uygulamaya devam edilmelidir.
Yuvarlak solucanları düşürmek için:
Yuvarlak solucanlar 10-20 cm boyunda olup genellikle 3 ile 10 yaş arası çocuklarda görülür.Karın şişlliğikarın ağrısızayıflama ve kaşıntı görülür.
Tedavisi için:1 su bardağı kaynar suya 1 tatlı kaşığı papatya konulur.10 dakika demlendirilip süzülür. Yemeklerden 1 saat önce günde 3-4 bardak içilir.
Kıl kurtları için:
Kıl kurtları 3-4 milimetre boyunda olup gözle zor görülen ufak kurtlardır.Geceleri uykusuzluksinir bozukluğubaş dönmesi ve apandist bölgesinde ağrılara sebep olurlar.
Sabahları aç karnına 250 gram çilek yenilipöğleye kadar başka bir şey yenmezse şifa olur.Bir süre buna devam edilmelidir.
kaynak dermanhekim

Gribal enfeksiyonlar artık daha erken başlıyor

Özellikle de çocuklarda daha sık görülüyor.

Sonbahar ve kış mevsiminin gelmesiyle birlikte okul çağı çocuklarında alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları görülüyor. Bunların içinde soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlar sık görülüyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Çetin önceki yıllarda kasım-aralık aylarında yoğunlaşan gribal enfeksiyonların takvim değiştirdiğini ve artık ekim ayından itibaren ortaya çıktığına dikkati çekti. Bu nedenle gribal enfeksiyonlara karşı daha erken önlem alma zorunluluğu doğdu.

Gribal enfeksiyonlar influenza A ve B virüs tiplerinin etkisiyle ortaya çıkıyor. Mevsim olarak da ekim- kasım aylarında başlayarak mart- nisan aylarına kadar devam edebiliyor. Daha önceleri kasım-aralıkta yoğun olan gribal enfeksiyonların artık daha erken görülmeye başladığına dikkati çeken Dr. Ece Çetin şu bilgileri verdi:

“Bu yıl gribal enfeksiyonlar daha erken ortaya çıkmaya başlayacak. Buna önlem olarak çocukların iyi beslenmesi vitamin desteği alması ve riskli çocukların grip aşısı olması daha iyi olur. Grip aşısı da sadece influenzaya karşı koruyor. Aileler çocuklarına grip aşısı yaptırınca çocuklarının hiç nezle olmayacağını düşünüyor. Alerjik hassas sık enfeksiyona yatkın çocuklar önceden astım tanısı konulan çocuklara yuvaya ya da okula başlamadan önce grip aşısı yapılmalı. Ayrıca büyüme gelişme geriliği onlarakronik akciğer hastalığı olanlara da yapılması önemli. Ailelerin grip aşısını en geç kasım sonuna kadar yaptırmaları gerekiyor.”

Alerjik Çocukları İyi Korumak Gerekiyor

Dr. Ece Çetin griple en çok karıştırılan soğuk algınlığına çok sayıda virüslerin neden olduğunu bu virüslerin de birçok alt tipi bulunduğunu ifade ederek nezle denilen soğuk algınlığının burun akıntısı tıkanıklık hafif öksürük ve ateş ile ortaya çıktığını söylüyor. Nezlenin kendiliğinden çocuğun bağışıklık sistemi ile geçtiğini belirten Dr. Ece Çetin çocuğun bağışıklık sisteminde sorun varsa alerjikse geniz eti varsa nezlenin bir süre sonra sinüzit otit (orta kulak iltihabı) bronşit gibi hastalıklara neden olabildiğine dikkati çekiyor. Nezlenin belirtilerine göre tedavi yapılıyor. Ailelerin özellikle de alerjik yapıdaki çocukların aşılarını düzenli olarak yaptırmalarını öneren Dr. Ece Çetin iyi beslenemeyen çocukların beslenme düzenine dikkat edilerek vitamin desteğinin sağlanması gerektiğini de vurguluyor.

Çocuklara Kışın Sağlam Kalma Önerileri

Sonbahar ve kış mevsimi uzun sürüyor. Bu uzun dönemde çocuklar zamanlarının çoğunu yuvada ya da okulda geçiriyor. Kalabalık içinde ve kapalı alanlarda bulunmak da sağlığı riske atacak durumlara neden oluyor. Ailelerin bu dönemde çocuklarının beslenmesiyle daha çok ilgilenmesi gerekiyor.

Dr. Ece Çetin ailelere bu dönemde çocukların sağlıklı kalmasını sağlamak amacıyla şu önerilerde bulunuyor:

 Okul öncesinde çocuklara mutlaka check-up yaptırın.
 Beş yaşına kadar gelen her iki çocuktan birinde demir eksikliği var. Check-up programları sayesinde bu çok önemli sorunu öğrenmeniz ve önlem almanız mümkün.
 Demir eksikliğine karşı çocuklara demirden zengin olan kırmızı et yumurta etli sebze yemeklerini daha çok yedirmeye çalışın.
 Sebzedeki C vitamini etteki demirin emilimini sağlıyor. Bu nedenle etli sebze yemekleri yapın.
 Ailede anne baba gibi birinci derece akrabalarda kolesterol yüksekliği ve yağ metabolizma bozukluğu yoksa her gün bir tane haşlanmış yumurta yiyebilir diyoruz.
 Sebze yemeklerinin yanında salata olmasına özen gösterin.
 Süt ürünüyle pekmez vermeyin. Etli sebze yemeğinin yanında yoğurt süt olmamasına özen gösterin. Çünkü bunlar demirin emilimini önler.
 Kahvaltıda badem ceviz fındık kuru meyve yedirin bunlarla zenginleştirilmiş tahıllar da faydalıdır.
 Hazır meyve suyu vermek yerine meyveyi sıkarak posasıyla vitaminlerini kaybetmeden içmesini sağlayın.
 Tahıllar bulgur buğdayla zenginleştirilmiş çorbalar içmesine özen gösterin.
 Makarnayı sebzeli etli bir yemekle yemesini sağlayın.
 Çocuğunuzun haftada bir iki defa balık tüketmesine destek olun.
 Kolalı içecekleri yasaklamak cazibesini artırıyor. Bu nedenle hiç eve almamak gerekiyor. Aile tüketmeyince çocuk aramıyor. Ailenin örnek olması büyük önem taşıyor. İstediği zaman tattırmak lazım ama kısıtlamak daha iyi.
 Bazı çocuklar süt içemiyor. Bu durumda çocuğunuza sütlü tatlılar verebilirsiniz. Yoğurt da yiyebilir. Süte kakao katıp çok az şeker atarak da çocuklarınıza içirebilirsiniz.


AA

Balı süt ve çayla karıştırmayın

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Güler balın 43 derecenin üzerinde ısıya maruz kalması halinde besin değerini yitirdiğini bu derecenin üzerinde süt veya çaya konulan balın tatlandırıcıdan öteye geçmeyeceğini söyledi.
''Domuz gribi'' ile birlikte birçok hastalık için vücut direncinin artırılması için beslenme uzmanları tarafından tavsiye edilen yüz yıllardır şifa kaynağı olarak gösterilen balın nasıl tüketileceği de önem taşıyor.
Uzun yıllardır arıcılık üzerine araştırmalarını sürdüren Doç. Dr. Ahmet Güler AA muhabirine yaptığı açıklamada balın besin değeri korunarak tüketilmesinin son derece önemli olduğunu vurguladı.
İçinde yararlı enzimler proteinler asitler vitamin ve mineraller bulunduran balın besin değerinin son derece yüksek olduğunun altını çizen Güler balın adeta bir enerji ve şifa kaynağı olduğunu hatırlattı.
Balın yüksek derece ısıda besin değerini yitirdiğine işaret eden Güler şu bilgileri verdi:
''Bal 43 derecenin üzerinde sıcaklığa maruz kaldığında besin değerini yitirir bu derecenin üzerinde süt veya çaya konulan bal tatlandırıcıdan öteye geçmez. Ilık süt su veya meyve suyuna çaya konulabilir. Balın kaynatılması ise bütün besin değerini yitirmesine neden olur. Bal yüksek ısıda kaynatıldıktan sonra tüketiciye sunulduğunda buna kesinlikle bal diyemeyiz.''
-''KRİSTALLEŞEN BAL KALİTELİDİR''-
Doç. Dr. Ahmet Güler balın kristalleşmesinin ise halk arasında sanıldığı gibi şekerleşmediğini bunun ''Bal üretiminde şeker kullanıldığını göstermediğini söyledi.
''Kristalleşen bal kalitelidir'' diyen Güler balın kristalleşmesinin üretilen bitki çeşidine ve üretim yapılan yerin rakımına bağlı olduğunu kaydetti.
Balın buzdolabına konulmaması uyarısında da bulunan Doç. Dr. Güler buzdolabında balın yapısının bozulacağını hatırlatarak en iyi saklama koşulunun oda sıcaklığında güneş almayan bir yer olduğunu sözlerine ekledi

AA

"Şu anda tüm vakalar domuz gribi"

Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi'nden şaşırtan açıklama: "Bu nedenle domuz gribi şüphesiyle numune almak gereksiz"

Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan “Mevsimsel grip döneminde değiliz şu anda görülen grip vakalarının hepsi domuz gribi” dedi. Ceylan aşıların test sürecinde sona gelindiğini ve merkezlere dağıtımın dün
başlandığını söyledi


HACETTEPE Üniversitesi öğretim üyesi ve Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan “Mevsimsel grip dönemi henüz başlamadı. O yüzden şu andaki grip vakalarının tamamı domuz gribi” dedi. Bu nedenle domuz gribi şüphesiyle numune alınmasının gereksiz olduğunu ifade eden Ceyhan grip
belirtileri gösteren herkese domuz gribi gözüyle bakıldığını ve doktoru gerek görüyorsa ilaç alıp evlerinde istirahat etmeleri gerektiğini söyledi. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de 958 kişi domuz gribine yakalandı ve bu virüse bağlı bir ölüm yaşandı. Türkiye’de hızla yayılan domuz gribinde “Bilinenden bin-iki bin daha fazla domuz gribi vakamız var” diyen Ceyhan HABERTÜRK’e şunları söyledi:

YENİ ÖLÜMLER
“Ölüm olması insanları sarstı. Bu kadar vaka içinde ölüm olması anormal değil. Diğer ülkelerde ölüm oranları çok daha fazla. Önümüzdeki süreçte başka ölümler de yaşanacak. Bu süreçte zatürree olanların domuz gribi kaynaklı olduğunun düşünülmesi lazım. Domuz gribinde en fazla ölüm nedeni zatürree. Hem hekimlerin hem insanların bu durumu gözetmeleri gerekiyor.”

AŞI DAĞITIMI BAŞLADI
Öte yandan İtalya’dan ithal edilen 490 bin doz domuz gribi aşısı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’nde bir haftadır inceleniyor. Alınan numunelerin denetlenme
aşamasının sonuna gelindi. Ceyhan “Aşılar kullanılmamak üzere merkezlere gönderildi. Sonuçların olumlu çıkması halinde kullanılmaya başlanacak. 490 bin dozluk aşının 120 bini hacı adaylarına geri kalanı da sağlık personeline yapılacak. Bu hafta sonunda 384 bin dozluk yeni parti aşı geliyor. Ondan sonra da 1.5 milyon doz aşı gelecek. Onlar da 3 yaş altı çocuklara ve riskli gruplara yapılacak. Daha sonra gelen aşılar okullardaki öğrencilere yapılacak. Bu da 1 ayı bulur kasım sonu gibi aşılama başlar” dedi.

Türkiye genelinde ilaçlama seferberliği

Domuz gribi salgınının önüne geçmek için büyük kentler başta olmak üzere yurt genelinde okular da toplu taşıma araçlarında istasyon ve duraklarda camilerde ilaçlama ve dezenfekte işlemleri başlatıldı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
Kadir Topbaş deniz otobüsleri tramvaylar vapurlar otobüsler toplu taşıma araçlarının yanı sıra üst geçitler ile yürüyen merdivenlerin de dezenfekte edileceğini belirtti. İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı İstanbul’daki 3040 cami ve 500’ü aşkın Kuran Kursu’nun dezenfekte edilmesi için valiliğe başvurduklarını açıkladı. Ankara’da ilan edilen tatilin ardından dün okulları dezenfekte çalışmaları başlatıldı.

Grip tatilinde dersler TRT’den

Domuz gribi tehdidi nedeniyle okullar başkent Ankara’da bir hafta Türkiye genelinde ise 30 Ekim Cuma günü tatil edildi. Tatil nedeniyle aksayan eğitim TRT-3’ten canlı yayınlanacak derslerle telafi edilecek.

DOMUZ gribi nedeniyle ilk ve orta dereceli okullar Ankara’da bir hafta tatil edilirken yurt genelinde okulların dezenfekte edilmesi için 30 Ekim’de tatil kararı alındı. Yeni vakaların tespit edildiği Mardin’de de bugünden itibaren okullar hafta
sonuna kadar tatil edildi. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı tatiliyle yurt genelindeki okulların tatil süresi de fiilen 4 güne çıkacak. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) grip
tatili nedeniyle öğrencilerin özellikle temel derslerden gerikalmaması için dersleri
yarından itibaren TRT-3’ten 07.00-14.00 saatleri arasında öğrencilere ulaştıracak.

155 ÖĞRETMEN
Tatil nedeniyle aksayan eğitimin telafisi için MEB Sağlık Bakanlığı TRT ve RTÜK
anlaştı. MEB’e bağlı Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı paket
programlar canlı yayınla TRT-3’ten öğrencilere ulaştırılacak. Öğrencilere televizyondan öncelikle Türkçe matematik orta öğretimde alanlarına göre fizik kimya biyolojitarih gibi temel dersler verilecek. MEB bu kapsamda 155 öğretmen görevlendirdi. Öğretmenlere yayın için TRT spikerleri de yardımcı oluyor.

EKRAN BAŞINA
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu “Ailelerden isteğim çocuklarını okula gönderdikleri zamanda yaptıkları gibi televizyon yayınlarında da özenli davransınlar. Öğrenciler vaktinde ekran başında olsun” dedi. Çubukçu eğitime ara verilen dönemlerin zorunluluk gereği olduğunun unutulmaması gerektiğini belirterek şöyle devam etti: “Eğitime ara verilen dönemler bir zorunluluktur. Televizyon yoluyla eğitim de bu zorunluluğun bir neticesi olarak uygulamaya konuluyor. Amaç eğitimde çıkacak aksamaları en aza indirmek. Umarım veliler ve
toplum bu çabayı anlayışla karşılar. TRT köy ve mezralara kadar izlenebilirliği
olan önemli bir ağa sahip. Çocuklar bu dersleri rahatlıkla izleyebilecekler

Üniversitelerde tatil yok aşı talebi var

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan domuz gribi ile ilgili alınan önlemler kapsamında üniversiteli öğrencilerin aşılanması için SağlıkBakanlığı’na yazı yazacaklarını ve “Eğer bir şey olursa 3 milyon genci aşılamaya hazır olun’’ diyeceklerini söyledi. Özcan “Üniversitelerin tatili şu an için söz konusu değil’’ dedi.

‘O GRİPTEN DEĞİLİM’
Gazi Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Türkiye Bilinçli Gençler Projesi’nin tanıtımına katılan YÖK Başkanı Özcan toplantıda yaptığı konuşmada “çok hasta olduğunu şu anda evinde dinlenmesi gerektiğini ancak toplantıya verdiği önem nedeniyle katıldığını’’ söyledi. Toplantının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özcan bir gazetecinin “Siz de rahatsızsınız. Geçmiş olsun” sözleri üzerine Özcan “Sizin düşündüğünüz hastalıktan değil. Son günlerde çok zorlandım
metabolizma da zayıf düştü. O gripten değil ama” diyerek espri yaptı. Özcan Bilkent BUPS İlköğretim Okulu’na devam eden küçük oğlu Sinan’ın durumunun sorulması üzerine de “Oğlumda da bir şey yok grip ona geçmedi’’ yanıtını verdi

AA

Hamileler İçin Özel Domuz Gribi Aşısı !

Sağlık Bakanlığı hamilelere bağışıklık yapma gücünü artıran ancak kamuoyunda tartışmalara yol açan ''Adjuvan'' maddesi içermeyen domuz gribi aşısından uygulayacak.

Sağlık Bakanlığı Türkiye'ye aşı temin edecek firmalardan biriyle yaklaşık 1 milyon doz ''Adjuvansız aşı'' alınması konusunda sözleşme imzaladı. Anlaşmaya göre söz konusu aşıların Aralık ayında Türkiye'de olması bekleniyor.
Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi (RSHM) Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek gebeliğin özellikle son 3 ayındakilerde domuz gribinin risk yarattığını belirtti.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile Avrupa Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi'nin gebelere de adjuvan içeren aşı uygulanabileceğini bildirdiğini kaydeden Ertek ''Bu tür konularda karar hekime bırakılıyor ancak gebelere mümkün olduğunca hiçbir kimyasal ve biyolojik madde verilmemesi gerekiyor. Bu nedenle gebelere adjuvansız aşı uygulanmasına karar verildi'' diye konuştu.

Aşının bağışıklık yapma gücünü artıran madde ''Adjuvan'' olarak adlandırılıyor. Türkiye'de uygulanacak aşılar adjuvan olarak ''skualen'' maddesi içeriyor.

Aşı adjuvanla birlikte yapılınca bağışıklık kazanma potansiyeli daha çok artıyor.

AA

Sigarayı bırakanlar beslenmesine dikkat etmeli

Uzmanlar kilo kontrolü konusunda uyarıyor

Aydın İl Sağlık Müdürü Dr. Hüsnü Tırpancı sigarayı bırakma ile birlikte özellikle psikolojik bağımlılığı olan bireylerin aşırı ve bilinçsiz beslenmeye karşı daha dikkatli olması gerektiğini belirtti.

Yaşamın her döneminde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlığın korunması için esas olduğuna işaret eden Dr. Hüsnü Tırpancı bu nedenle dört besin grubunda bulunan çeşitli besinler en az 3 ana ve 3 ara öğünde yeterli miktarlarda alınmalı gerektiğini söyledi. Sigarayı yeni bırakanların bu geçiş döneminde kilo kontrolünü sağlaması gerektiğini belirten Tırpancı "Acıkıldığında ya da yeme ihtiyacı duyulduğunda tüketilecek besinlere dikkat edilmelidir. Örneğin sıcak çikolata yerine süt içilmesi tatlı yerine meyve yenilmesi kalorisi yüksek kuruyemişler yerine kuru meyvelerin tüketilmesi tercih edilmelidir. Evde ya da işyerinizdeki çekmecede enerji yoğunluğu yüksek besinlerin bulundurulmaması çay veya kahveyle birlikte sigara içilmesi istendiğinde taze sıkılmış meyve suyu ya da meyve özlü çayların tüketilmesi tercih edilmelidir" dedi.

Sigarayı bırakma ile birlikte tat ve koku alma duyusu iyileştiği için yemek yeme isteğinin artabildiğine dikkat çeken Tırpancı "Bu nedenle besinler yavaş yavaş tüketilmelilokmalar çok çiğnenmelidir. Yemek yerken porsiyon büyüklüklerinin azaltılması küçük kase ve tabaklar kullanılması da kilo kontrolünün sağlanmasına yardımcı olacaktır. Sigarayı bırakan bireylerde savunma sistemini güçlendirmek ve oluşan serbest radikallerin vücuda verdikleri hasarın vücut tarafından onarılmasına yardımcı olmak amacıyla antioksidan vitaminlerden zengin sebze ve meyve tüketiminin arttırılması gerekmektedir. İmkanlar dahilinde her gün mevsiminde bol bulunan sebze ve meyvelerden en az 5 porsiyon tüketilmesi önerilmektedir" diye konuştu.

Sigarayı bırakanlarda görülen bir diğer sorunun da kabızlık şikayetleri olduğunun altını çizen Tırpancı sigarayı bırakanlara şu uyarılarda bulundu: "Kabızlık şikayetlerinin azaltılması için tam tahıl ürünleri ve kepekli ürünleri tercih etmek kuru meyvelerden özellikle erik incir ve kayısı tüketimini arttırmak posa içeriği yüksek olması nedeniyle sebze ve meyve tüketimini arttırmak önerilmektedir. Şikayetlerin azaltılmasında haftada en az 3 kere yarım saat kadar tempolu yürümek veya sabah kahvaltıdan önce 15 dakika boyunca karın kaslarını çalıştırmak da yararlı olacaktır. Sigaranın vücutta neden olduğu toksik maddelerin atılabilmesi için en iyi içecek sudur. Bu nedenle doktor tarafından aksi söylenmemişse her gün en az 2-2.5 litre su içilmeli sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur adaçayı kuşburnu çayı açık çay gibi içecekler tercih edilmelidir"

İHA

Süt ve peynirle zayıflayın

Süt ürünleriyle beslenmenin aşırı kilolu insanların kilo vermesine yardımcı olduğu açıklandı

Yeni yapılan bir araştırma daha fazla peynir yemenin şişman insanların kilo vermesini sağladığını iddia ediyor. The Telegraph gazetesinde yer alan habere göreAvustralyalı araştırmacılar peynir gibi süt ürünleriyle beslenmenin aşırı kilolu insanların kilo vermesine yardımcı olduğunu söylüyorlar.
Curtin Teknoloji Üniversitesi'nde yapılan deneye katılan 40 gönüllü 12 hafta boyunca yağı alınarak kalorisi azaltılmış peynir yoğurt ve süt ile beslendi. Günde 3 yerine 5 öğün süt ürünü tüketenlerin hızla kilo verdiği görüldü. Bu kişilerin tansiyonları normale inerken göbek yağları da eridi. Araştırmacılar yağı alınmış süt ürünü tüketenlerin kan basıncının daha düşük olduğunu bu kişilerde şeker ve kalp hastalıkları riskinin de azaldığını açıkladı.
Peynir ve diğer süt ürünleri vücudun metabolizmasını hızlandırırken yüksek oranda protein içeriyor. Protein de çabucak doyma hissi oluşturuyor. Kilolu insanların yağ ve kalori alımlarını dikkatle izlemelerini öneren araştırmacılar yüksek oranda protein kalsiyum ve D vitamini içeren beslenmenin ölçülü bir kilo vermenin veya kilonuzu korumanın önemli bir parçası olabileceğini de sözlerine eklediler.

Zaman

Varsayılan Aşıdan sonra geri geri yürümeye başladı

Domuz gribi aşısıyla ilgili tartışmalar devam ederken ABD'den korkunç bir haber geldi.

The Sun gazetesi'nin haberine göre domuz gribi aşısı olan 25 yaşındaki amigo kız Desiree Jennings yürüme yeteneğini kaybetti.
Jennings yürümeye çalışırken kasılıyor ve birkaç saniye sendeledikten sonra yere düşüyor. ama geriye doğru yürürken ya da koşarken zorluk çekmiyor. Doktorlar milyonda bir görülen bu nörolojik hastalığın H1N1 aşısıyla tetiklendiğini söylüyor.

Hürriyet

Kalp hastalıkları hamileliğe engel değil

Hamilelik kadının bedeninde pek çok değişikliğe neden olur. Bunlardan biri kardiyak sistemdir. Bu nedenle hamileliği öncesinde kalp hastalığı olduğu bilinen kadınların mutlaka hem bir kardiyolog hem de bir kadın doğum uzmanı tarafından izlenmeleri gerekir.


VKV Amerikan Hastanesi Kadın Sağlığı Ünitesi uzmanlarından Dr. Senai AKSOY hamilelikte kalp hastalığı hakkında bilgi verdi.
Hamileliğin neden olduğu önemli değişikliklerden biri de kardiyak sistemde de meydana gelir. Anne adayının bedeninde yaşanan değişiklikler kan hacminde kalp yükündekalp hızında artışın meydana gelmesi olarak özetlenebilir.
Dr. Senai AKSOY "Son yıllara kadar kalp hastalığı olduğu bilinen kadınların hamile kalmaması ve doğum yapmaması tavsiye edilirdi. Ancak günümüzde kalp hastalığı bulunan kadınların sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmeleri ve sorunsuz bir doğum atlatmaları artık mümkün. Herhangi bir kalp hastalığına sahip kadınların hamile kalmadan önce mutlaka bir kardiyolog ve kadın doğum uzmanından fikir almaları gerekir. Bunun nedeni bazı kalp hastalıklarının hamilelik döneminde ciddi sorunlara neden olabilmesi. Bu tarz rahatsızlıkları bulunan kadınlara tedavi olmadan hamile kalmaları önerilmez" diyor.

Kalp hastalığına rağmen uzmanlar tarafından hamile kalmasında mahsur görülmeyen anne adaylarının ise hamilelik dönemi boyunca yakından takip edilmesi gerekiyor. Neredeyse tüm kalp hastası olan anne adaylarında fiziksel aktivite kısıtlanır ve yüksek proteinli tuzdan uzak diyet önerilir. Uzmanlar bu tarz rahatsızlıkları olan hamilelerin kan düzeyinin belli bir seviyenin üzerinde tutulması önerirler. Bunun nedeni kansızlığın kalp hastalığı üzerinde olumsuz etkiye sahip olması. Ayrıca anne adayının kilo alımı kontrol altına tutulur. Bu önlemlerle kalbin iş yükünün azaltılması amaçlanır.
- Kalp hastası olan anne adaylarının normal yolla sorunsuz doğum yapması mümkündür. Hatta kalp hastalığı olan hamilelerde sezaryenle doğumun önerildiği vakalar oldukça azdır.
- Kalp hastası kadınlar için doğum hemen ardındaki dönem oldukça önemlidir. Bundan dolayı bu dönemde kan kaybı en aza indirilmeli kan basıncı düzenlenmeli ve kalp yetmezliğine yol açacak aşırı sıvı yükünden kaçınılmalı.
- Doğum yaptıktan 4 - 6 hafta sonra hamileliği yol açtığı kalp damar sistemindeki değişiklikler geçer. Annenin durumu yeniden bir kardiyolog tarafından incelenir. Ayrıca bebeğin sağlık durumu da incelenir.



Hürriyet

İşte fazla yağlardan kurtulmanın yolu

Fazla yağlardan kurtulmayı sağlayan yeni yöntemle kadınlar hayal ettiklerine kavuşuyor

Bu yöntem “yağ heykel traşlığı” olarak da adlandırılıyor. Bu yöntem liposuction ile aynı olup amacı vücutta şekil bozukluğu yaratan yağları uzaklaştırmaktır. Liposuction'dan farkı ise özel iğneler ile enjekte edilen bir ilaç yardımıyla yapılmasıdır. Enjeksiyon lipoliz yöntemi Acıbadem Bakırköy Hastanesi'nde uygulanıyor.
Yöntem hakkında merak edilenleri Acıbadem Bakırköy Hastanesi Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü'den Doç. Dr. Halil İbrahim Canter yanıtladı:
Enjeksiyon Lipoliz nedir?
Vücutta deri katmanlarının altında cilt altı yağ tabakası vardır. Kilo sorunu olan insanlarda en çok yağ birikimi cilt altında oluşur. Bu bir zayıflatma tekniği değil vücuda şekil kazandırmak için yapılan bir işlemdir. Derinin altındaki yağın içine ilaçlar enjekte ediliyor. Yağın kontrollü bir şekilde uzaklaştırılması sağlanıyor. Avrupa'da ve Amerika’da bir süredir bu yöntem kullanılmaktadır. Objektif hakemlerin değerlendirdiği uluslararası saygın plastik cerrahi dergilerinde sayıları binli rakamlara ulaşan serilerin sonuçlarının sunulması ile tekniğin güvenilirliği artık daha net ortaya konulmuştur.
Nasıl uygulanıyor?
1-15 cm aralıklı özel bir şablonun cilt üzerine konulup enjeksiyon yapılacak noktalar cilt üzerine işaretlenir. Daha sonra işaretlenen noktalara hastanın ihtiyacına göre farklı hacimlerde derinin altındaki yağ tabakasını eritecek ilaç enjekte edilir. Baş boyun kol karın ön duvarı bel bacak diz yanları gibi liposuciton yapılan tüm vücut bölgelerine bu yöntemde uygulanabilir.
Liposuction yöntemine bir alternatif olabilir mi?
Zaman zaman tekniklerden sadece bir tanesi tercih edilse de pratik uygulamada birbirlerinin alternatifi olmaktan çok birbirlerini tamamlayıcı teknikler olarak kullanılmaktadırlar. Liposuction sonrasında hastayı rahatsız eden ufak tefek deformiteler kaldıysa bu deformiteler bir iki seanslık enjeksiyon lipoliz uygulaması ile yok edilebilir. Cilt sarkması olduğu için normalde liposuction uygulanamayacak hastalarda birkaç seans enjeksiyon lipoliz uygulaması ile cilt gerginleştirilip sonrasında liposuction uygulanabilir.
Plastik cerrahi camiasında son 10 yılda botoks dolgu maddesi uygulanması gibi ofiste yapılan işlemlerin ameliyathanede yapılan cerrahi yöntemlere göre daha hızlı artış gösterdiği ortaya konulmuştur. Liposuction yaptırmak istemeyen hastalarda enjeksiyon lipoliz ile 5-6 seanslık tedavinin sonunda bir seans liposuction'da elde edilen sonucun aynısı elde edilebiliyor. Bu sayede daha yavaş bir düzelme sağlansa da hastalara cerrahi dışında bir seçenek de sunulabilmektedir.
Kaç seans yapılması yeterli oluyor uygulama nasıl yapılıyor?
Bu işlemi yaptırmak isteyen kişi; hastaneye yatmasına anestezi almasına gerek kalmadan 3-6 ay aralıklarla enjeksiyon lipoliz yaptırabilir. İşlem sonrası birkaç saat gözlem altında tutulduktan sonra günlük hayatına dönebilir. Yöntemin en önemli avantajları arasında tekrarlanabilir olması yan etkisinin düşük olması pahalı olmaması sıralanabilir.
Sağlık Bakanlığı'nın izin ve onayını almış ithal edilen ilaçlar kullanılmaktadır. Firma ilacı steril koşullarda hekime ya da kuruma sağlamaktadır. Sağlık bakanlığı tarafında onaylanan ilacın kullanılması çok önemli bir noktadır. Artık hekimler bu yöntemde uygulanan ilacı kendileri farklı ilaçları karıştırarak elde etmiyorlar. Ayrıca hastalar kendilerine uygulanan ilacın tam içeriğini bilebilmektedirler.

Aynı bölgeye uygulanacak iki tedavi arasında 4-8 haftalık bir bekleme süresi olmasında fayda vardır. Bunun sebebi enjeksiyon sonrası vücutta şekillenmenin yara iyileşmesi süresince devam etmesidir. İlaç enjeksiyonunu takiben yağ dokusu parçalanmakta ve bölgesel bir doku hasarı oluşmaktadır. Enjeksiyon yapılan her alanda oluşan bu minik doku hasarları vücut tarafından onarıldığında; deride gözlenen net etki ise derinin daha sıkı ve daha gergin bir hal almasıdır. Bir başka deyişle bu bekleme süresince iyi yönde şekillenme devam etmektedir. Uygulanacak tedaviler arasındaki bekleme sürelerine özen gösterilerek gereksiz ek girişimlerden kaçınılabilir veya istenmeyen aşırı tedavilerin önüne geçilebilir.
Hastaların pek çoğunda uygulanan 3 seans tedaviden sonra istenilen hedefe ulaşılırken bazılarında bu sayı 6 seanslık tedaviye kadar ulaşabilir. Bu farkı belirleyen en önemli etken tedaviye başlanırken hastadaki mevcut deformite miktarıdır. Deformite fazlaysa; daha yavaş uzun süren bir düzelme süreci olmakta ve daha fazla sayıda seansa ihtiyaç doğmaktadır. Bu sebeple kimi zaman tedavi süresi 1-15 yılı da bulabilmektedir. Bir seansta uygulanabilecek maksimum doz bellidir. Hastanın farklı bölgelerine uygulama yapılması gerekir ise; o zaman her bölgeye farklı günlerde uygulama yapılmalıdır. Bölgeler arasında birkaç gün ara verilerek uygulanan ilacın vücuttan uzaklaşmasına süre tanınmalıdır.
Yöntemin kimlerde kullanılmaması gerekiyor?
Her ilacın alerjik reaksiyon riski vardır. Bu yöntem gebelere anne sütü verenlere 18 yaşından küçük olanlara kronik hastalığı olanlara önerilmemektedir. Kronik hastalıkların yarattığı genel problemlerin dışında yağ metabolizmasını etkileyecek bir müdahale yapıldığından bu işlem kronik hastalıkları artırabilir. Ayrıca ilaç karaciğerde metabolize edilip böbreklerden atıldığından karaciğer ve böbrek yetmezliği olanlarda bu yöntem önerilmemektedir.
Kumadin heparin gibi kan sulandırıcı ilaç kullananlarda bu işlemi gerçekleştirmek güvenli değildir. Ciltaltı kanamalara ve morlukların oluşmasına neden olabilir. Diyabeti ve periferik dolaşım bozukluğu olan kişilere de önerilmemektedir. Bazı otoimmün hastalığı olan hastalarda (bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine saldırdığı hastalıklarda) önerilmemektedir. Kemoterapi alan son 6 ayda steroid kullananlarda tercih edilmemektedir. Ayrıca kilo vermek için bu yöntemi isteyenlere uygulanmamaktadır; bu yöntem zayıflatma için uygulanan bir teknik değildir.
Hangi yan etkiler oluşuyor?
Uygulama anında enjeksiyon için yapılan iğnelerin ağrısı oluyor ancak kullanılan iğneler çok kısa ve ince oldukları için bunu tüm hastalar çok rahat tolere edilebiliyor. İlk uygulamadan sonra uygulanan bölgeleri arı sokmuş gibi kaşıntı kızarıklık hafif şişlik oluşabiliyor. Karın ve bacaklarda bu durum daha iyi tolere edilebilse de yüze veya çeneye uygulama yapılıyorsa hastaların daha dikkatli takip edilmesi gerekmektedir. Kızarıklık işlemi takip eden gün içinde kaybolmakta şişliğin inmesi ise birkaç günü bulabilmektedir. Hasta iki hafta içinde gözle görülen düzelmeyi fark etmekte uygulamanın nihai etkisi ise 4-8 hafta içinde gelişmektedir. Lokal kan akımını artırmak faydalıdır. Bu sebeple aktif egzersiz ve masaj uygulanması yöntemin başarısını artırır. Ancak liposuctionda olduğu gibi korse giymesine gerek yoktur.



Hürriyet

Çinli bilimadamından aşı uyarısı geldi

Çin Salgın Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi baş epidemiyoloji uzmanı Zeng Guang aşıların güvenli olduğunu belirterek halka domuz gribi aşısı olmaları çağrısı yaptı.



Çinli uzman Şinhua haber ajansına verdiği demeçte aşı olunmaması durumunda bunun ileride sınırsız sorunlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Ciddi Domuz gribi vakalarının arttığına işaret eden Zeng Çin'in sağlık çalışanı ve teçhizat kapasitesinin zorlanabileceğine ve bu nedenle hazırlık yapılmasının gerekli olduğuna dikkati çekti. Zeng Domuz gribi salgınının kış ve ilkbahar aylarında zirveye çıkacağını ileri sürdü.

Çin'de şu ana kadar yaklaşık 400 bin kişinin aşı olduğunu ve ciddi reaksiyon görülmediğini anlatan Zeng “hiçbir aşı risksiz değildir ama aşının yararları risklerinden çok büyüktür” diye konuştu. Zeng Çin'de Domuz gribi aşısı üretiminde kullanılan tekniklerin normal grip aşısı üretiminde de kullanıldığını ve “olgunlaşmış teknikler olduğunu” söyledi. Çinli yetkililer aşının geçici ateş ve bitkinlik gibi yan etkilerinin ciddi seviyede olmadığını savunuyor.

Çin'in tanınmış internet sitelerinden sohu.com'un kısa süre önce düzenlediği ankete katılan 2000 kişinin yüzde 54'ünden fazlası güvenlik gerekçesiyle aşı olmayı düşünmediğini belirtmişti.

Bu arada ülkedeki grip vakalarının yüzde 80'ine Domuz gribi virüsünün yol açtığını belirten Sağlık Bakanlığı yetkilileri havaların soğumasıyla grip salgını mevsiminin başlayacağını hatırlatarak kontrol ve önleme çalışmalarının zorlaşacağını kaydetti. Bakanlık yetkilileri aşı tedarikinin hızlandırılacağını da duyurdu.

Çin Sağlık Bakanlığı ülkede şu ana kadar 4 kişinin domuz gribinden öldüğünü ve tespit edilen 42 bin 9 vakadan 30 bin 854'ünün iyileştiğini bildirdi.

Domuz gribi şifalı bitkilere ilgiyi artırdı

Türkiye’de de etkisi görülmeye başlanıp insanları tedirgin eden domuz gribi vatandaşları bitkisel ürünlere yöneltti.


Domuz gribi aşısıyla ilgili tartışmalar sürerken vatandaşlar gribin vücut direncini düşürmesi nedeniyle korunmak amacıyla direnci artıran şifalı bitkilerin satıldığı aktarların yolunu tuttu. Şifalı olduğu belirtilen bitkilerden özellikle bağışıklık sistemini güçlendirici adaçayı ıhlamur tarçın karanfil yeşil çay sığır kuyruğu ısırgan ve papatya tercih ediliyor.

Gaziantep’teki tarihi Köşker Çarşısı’nda bitkisel ürünler satan Bülent Bilici “Son dönemde Domuz gribi nedeniyle çok sayıda vatandaş grip ve bağışıklık sistemini güçlendirici bitkisel ürünler alıyor” dedi. Domuz gribinin önlem alınmadığı takdirde zatürreeye çevirip tehlikeli bir hal aldığını anlatan Bilici “Bize bununla ilgili sorular soruyorlar. Biz de bağışıklık sistemini güçlendirici adaçayı ıhlamur tarçın karanfil ve zencefil gibi bitki türlerini öneriyoruz. Çünkü bu tür kökler vücuttaki bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek iltihaptan ve diğer rahatsızlıklardan koruyor. Ama vatandaşların bunları temin ederken bilinçli yerlerden almalarını tavsiye ediyoruz” diye konuştu.

Bilici şifalı ot türlerinin 3-4 dakika demleme yöntemiyle içilerek kök türü bitkilerinin ise suda 10 dakika kaynatılarak şeker veya limonla tatlandırılıp içilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Hangi bitki neye iyi geliyor?

Zencefil: Kan dolaşımını uyararak solunum yolu rahatsızlıklarında ısıtıcı ve sakinleştirici etkiye sahiptir.

Ada Çayı: Bademcik iltihabında yapılan gargara gerçek bir yardımcıdır. İçeriğindeki cineol öksürüğü engeller. Antibiyotik özelliği vardır. Yabani olmayan adaçayının kullanılması tavsiye ediliyor.

Isırgan: Otu ve çayı bahar nezlesi yani alerjik nezleye iyi gelir. Soğuk algınlığına yatkınlığı engeller. Isırgan otu A B C vitamininin yanı sıra demir içeriğinden dolayı güçsüzlüğe de iyi gelir. Aşırı üşütmelerde solunum yollarının açılmasını sağlar.

Karanfil: Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar.

Kekik: Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. Kalp çarpıntısını keser. Bağırsak iltihaplarını iyileştirir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Kandaki şeker miktarını azaltır.

Papatya: Her derde deva bir bitki. Tahriş olmuş temizliğe ve ferahlamaya ihtiyacı olan ciltler için ideal. Kurutulmuş papatyalardan hazırlanmış bir losyonla gözlerinize yapacağınız kompres şişkinliğini alıyor.

İğde çiçeği: Kuvvet verici ve antiseptiktir. C vitamini deposudur. Gribe karşı etkilidir.

Meyankökü: Grip nezle anjin ve nefes darlığına faydalıdır. Öksürük ve balgam söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür.

Borcu olana ilaç yok

Sosyal Güvenlik Kurumu'nun muayene katılım paylarını 4 ay boyunca sisteme yansıtmaması krize neden oldu.


Vatandaşı mağdur eden uygulama Ankara'da SSK'lı bir hastanın geçmişten kalan 35 TL'lik katılım payı borcu nedeniyle 25 TL’lik reçetesindeki ilaçları alamamasıyla ortaya çıktı. Danıştay'ın katılım paylarını devlet üniversite ve özel hastanelere göre değişen 3-4-6 ve 10 liradan 2 liraya eşitlemesinin ardından SGK sistemlerini yenilemedi. Bu nedenle haziran ayından itibaren hastanelere giden hastalara eczanelerdeki ortak veri ağında muayene katılım payları görünmedi.

İLAÇLAR VERİLMEDİ
Ancak ay başından itibaren birikmiş katılım ücretleri eczanelerde tahsil edilmeye başlandı. Cebinde parası olmayan vatandaşlar ilaç alamadı. Eczacılar devletin yapacağı tahsilatı ücret ödemeden eczanelere yıktığını iddia etti.

Kanser hastalarını sevindiren haber

Türkiye'de her yıl 150 bine yakın insan kansere yakalanıyor.

Kanser tedavisinde her gün yeni bir yöntem ortaya çıkıyor. Bunlardan biri de ‘Tomoterapi’ (TomoTherapy). Radyoterapinin yerini alması beklenen yeni yöntemin kanserli hücreler üzerinde daha etkili olduğu ve ışın tedavisinin yarattığı olumsuzlukları en aza indirdiği belirtiliyor.

İtalyan Hastanesi Onkoloji Uzmanı ve Medikal Direktör Prof. Dr. Ahmet Öber’le bu yeni yöntemle ilgili olarak konuştuk.

Tomoterapi ne anlama geliyor?
Tomoterapi bir yöntem. Klasik radyoterapide makine ışınları dikdörtgen şeklinde çıkarıyor ve biz çıkan ışını çeşitli yöntemlerle şekillendiriyoruz. Çağdaş radyo terapide ise ışın makineden çıkıyor geçtiği yol üzerinde lifçiklerle sekilendirilmeye başlanıyor. Bu şekilde 2 şekilde radyoterapi yapabiliyorsunuz. Bu yöntemde amaç ne? Amaç sağlıklı dokuyu korumak tümörlü dokuya ışını vermek. Fakat biz tümörlü dokuda ışının artık daha homojen olmasını istiyoruz yani ışın dozunun farklılıklarının mümkün olduğu kadar az olmasını istiyoruz. Radyo terapi yaparken genellikle aletler 1-2 pozisyonda ışını çıkartırlar ve bunla sınırlı kalınır tomoterapi cihazı ise 360 derece dönüyor.

Bu yöntemi klasik radyoterapiden ayıran fark bu mu?
Tamamen farklı bir iş yapıyorsunuz ötekinde 7 ışınla yaptığınızı burada liflerin devamlı oynamasıyla daha fazla sayıya çıkarıyorsunuz. Bunun avantajı ise sağlıklı doku kapalı oluyor inanılmaz oranda koruma yaratabiliyorsunuz. 2 tümör varsa daha homojen ışınladığınız için korumanız iyi olduğu için dozu çok yükseltebiliyorsunuz ve bunu yaparken ışını 1 cm açıyorsunuz masanız yavaş yavaş yürüdüğü için mm’lerle tarayarak gidiyorsunuz. Bir avantajı bu.

İkinci avantajı ise alet döndüğü için bu dönüş sırasındada ışın çıkartıyor dolayısıyla aletle bilgisayarlı tomografi yapabiliyorsunuz. Hastayı tedaviye başlarken yatırıyoruz bu dönüş sırasında yapılacak olan tomografiyi aletin kendi çıkardığı ışınla yapıyoruz ve hastanın o günkü dokularının yerini tümörünün yerini hatta tümörünün kabaca büyüklüğünü görüyoruz. Bu yöntem her tedavinin başlangıcında bütün detayı görmemizi sağlıyor. Niçin önemli? Birçok organ vücutta hareketlidir siz planlamayı 15 gün evvel yaptıysanız hasta 15. tedavi sürecindeyse 15 gün içinde hatta o gün organ hareketi vardır. Tümör büyür ya da küçülür dolayısıyla ilk baştaki planlamaya bağlı kalırsanız yapacağınız iş hassasiyetini kaybeder. Hassasiyetini kaybettiği için klasik radyo terapide daima geniş emniyetlerle çalışırsınız yani 1cm’lik bir tümörü ışınlamak için organ hareketini ve teknik kısıtlamaları dikkate alarak o çapı 1.5cm'ye çıkarırsınız gerektiğinde 2 cm ye çıkarırsınız biz mm ile bunu sınırlayabiliyoruz. Günlük kontrollerimizi yapıyoruz. Eğer tedavimizde veya oturuşunda hata yoksa devam ediyoruz varsa düzeltmelere geçiyoruz. Pozisyonel düzeltme örneğin hasta biraz yan yatmıştır biraz daha kalçasını yana koymuştur bunun gibi şeyler çok etkiler. Bunları pozisyonel olarak düzeltiyoruz aletin bunu düzeltme yeteneği var. Bunun için hastayı kaldırmıyoruz sadece ışıncık açılıp kapanmaları değişiyor. Bilgisayarlı tomografiyi çekiyoruz aletin çıkardığı bilgisayarlı tomografiyi çekiyoruz bunun tam adı MVCT’dir. Ondan sonra ilk planlama detayı makine ekranına geliyor. Kontrol ediyoruz eğer tümörde büyüme ya da küçülme varsa sağlıklı dokularda yer değişme varsa o zaman planı sil baştan edebiliyoruz. Diğer aletlerde bu bir haftalık bir çalışmadır. Bir diğer özelliği de halkın çok iyi anladığı nokta atışı yani istediğiniz yeri vurabilme özelliği. Bu aletteki noktasal yaklaşım 160 cm’e kadar çıkabiliyor hem bu işi iyi yaptığı iddia edilen aletlerde aşağı yukarı maksimum tedavi edilecek tümör çapı 3 - 4 cm ile sınırlıdır ama aynı işi bu yöntemde 160 cm’le yapıyoruz çok daha büyük tümörü küçük bir iş yapıyormuş hassasiyetinde tedavi edebiliyoruz.

Bu hastalara ne tür bir rahatlık sağlıyor?
Farklı dozlar vermek istediğiniz organlarda çok büyük kolaylıklar getiriyor yani beyinde birden fazla tümör varsa o tümörleri yüksek dozda beynin kendisini düşük dozda ışınlayabiliyoruz ya da karaciğerde birden fazla kitle varsa karaciğerin kendi dozunu düşük tutup diğer noktalarda dozu çok arttırabiliyoruz.

Yan etkiler azalıyor

Radyo terapinin birçok yan etkisi bulunuyor? Bu yöntem bu yan etkileri azaltıyor mu?
Radyo terapinin yan etkileri nereye yaptığınızla bağlantılıdır. Radyoterapiyi eğer başa yapar ve gözü korumazsanız hastada görme kaybı olabilir. Prostatı ışınlıyorsanız hastanın görme açısından bir riski yoktur. Dolayısıyla ışınladığınız bölgeyle sınırlıdır. Biz de yan etki düşük olduğu için dozları daha emniyetle ve daha yüksek verebiliyoruz siz dozunuzu artırdıkça da tümör kontrolünüz artıyor. Dolayısıyla yalnız yan etkiyi düşürmek değil yan etkiyi düşürdüğüz için tümöre verdiğiniz doz da negatif olarak artabiliyor. Nereyi koruyabiliyoruz? Gözü çok iyi koruyabiliyoruz beyindeki sağlıklı dokuyu koruyabiliyoruz Böbreği koruyoruz karaciğeri koruyoruz organın yerine göre ince bağırsağı koruyoruz bunlar çok duyarlı organlar. Radyoterapi gören hastalarda görülen yan etkiler mide bulantısı ishal mesela ışınladığımız yere göre idrarda yanma idrar tutukluğu kaçırma olabilir. Büyük abdest şikayetleri yapabilir akciğerde ciddi problemler yapabilir.

Size her başvuran hastaya tomoterapi uygulanabiliyor mu?
Hayır tabii ki iyi bir yöntem her şey için gerekli değildir dolayısıyla o bir mesleki birikim ve dürüstlüktür. Biz tomoterapiye uygun olan hastalara tomoterapiyi uyguluyoruz ama tomoterapi olmadan da tedavi edilecek durumlar var. Hasta illa tomoterapi isteğiyle geldiğinde onu tomoterapiye koymuyoruz duyup geliyorlar ve izah ediyoruz “Sana bu makine gerekli değil bunun maliyeti sana gereksiz gelecek sen gel klasik tedaviyi al aynı tedaviyi alabilirsin” diyoruz çünkü vücutta korunmaya fazla ihtiyaç olmayan yerler var örneğin kasın ve kemiğin o kadar korunmaya ihtiyacı yok. İkincisi bazı tedavilerde hastanın ağırlığı daha çok ilaç tedavisine kalıyor. Dolayısıyla radyoterapide o kadar yüksek doza çıkmanız gerekmiyor. Doku eğer vereceğiniz dozu rahatlıkla kaldırabiliyorsa bunda tasarruf etmeye çalışmanın bir mantığı yok. O zaman düşük dozda ve kısa sürede yaptığımız tedavilerde biz klasik makinalari çok rahat kullanabiliyoruz

Pahalı bir yöntem mi?

Klasik tedaviye göre pahalı bir yöntem tabi.

Tomoterapi daha çok hangi kanser türlerine uygulanıyor?
Beyin tümörleri akciğer tümörlerinin bazıları tüm baş boyun tümörleri gırtlak tümörü geniz tümörü tükürük bezi tümörleri meme tümörlerinin bir kısmı uygulanamaz değil.

Tomoterapinin uygulanması ne kadar sürüyor?
Aşağı yukarı 20 dakika sürüyor.

Tomoterapi çocuklara da uygulanabiliyor mu?
Çocuklarda daha kullanımı henüz standartlaşmış değil çünkü çocuklara geldiğimizde tümör karakteri çok farklı ilaç tedavisi daha önde gidiyor ve çevre dokularla bu tedavinin ilişkisi yönünde bilgi net değil onun için prensip olarak çocuklarda daha bu tedaviye gelinmiyor.

Dezenfektanlar virüse etki etmiyor

Domuz gribine karşı tüm yurtta başlatılan dezenfektasyon çalışmalarında kullanılan dezenfekte ilaçları insan sağlığını tehdit edebileceği belirtiliyor.


Ziraat Yüksek Mühendisi Derya Ulaşoğlu domuz gribinden korunmak için başlatılan dezenfektasyon çalışmalarının insan sağlığı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.

Domuz gribi H1N1 virüsüne etkili ruhsatlı dezenfektan var mı?
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri onaylı 254 adet dezenfektan olmasına rağmen bunlardan hiçbiri H1N1 virüsüne etkili değildir.
Okullarda masa ve sandalyelere kadar kimyasal öldürücü dezenfektan kullanılmasını doğru mu?
Kesinlikle doğru değil. Neticede bunlar kimyasal olduğu için risklidir.Diyelim ki ruhsatlı ürün olsaydı uygulamadan bir süre sonra masa ve sandalye üstü durulanmalıydı.Normalde bu durum üründen ürüne de değişebilir.
Okullarda ve toplu taşıma araçlarında (otobüs ve metro) kullanılan dezenfektanlar için uzun süre etkili olduğunun söylenmesi dışında ilaçlanmış yüzeyde mikrobun yaşamadığı söyleniyor.Doğru mu?
Bu söylemlerin tam yetkili ağızlardan söylenmesi (genel müdürler ve müdürler ) satan firmalar tarafından yanıltılıklarını düşündürüyor. Halkında yanıltılması yanlıştır.Bu tür dezenfeksiyonlarda ilaçlama kelimesi kullanılmamalıdır.’İlaçlama’ böcek ve kemirgen için kullanılması doğrudur.Bu iş için doğru kelime ‘dezenfeksiyon’dur.
Dezenfektan seçiminde neye dikkat edilmelidir?
Milli Eğitim Bakanlığı ve Belediyeler ve Valilikler Sağlık Bakanlığı’ndan doğru bilgi aldıktan sonra uygulamaya geçmeliydi.Kendi web sayfalarında okulları aydınlatmalıdır.Neticede’ H1N1’e onaylı dezenfektan yok hijyen tedbirlerine odaklanmalıyız bu her zaman gereklidir’ demeliydiler.Ayrıca otobüs şirketlerinin de yanıltıldıklarını düşünüyorum. Neticede insan sağlığı söz konusudur.
Kimyasal ile dezenfekte yaptıranlar ne yapmalıydı?
Kendilerine satış yapan firmalara kesin inanmak yerine ürünün MSDS (Emniyet Data Sheet)’ini ve ‘ürün etiket bilgileri’ istenmeliydi.Ayrıca sağlık bakanlığı onaylı pest kontrol firmaları (ilaçlama firmaları) ile çalışmalıdır.İl sağlık müdürlüğünden de bilgi alınmalıydı.Dezenfektana giden paralar hijyen eğitimine harcanabilirdi.En azından zarardan dönmekte faydadır.Kullanım talimatlarına da uyulmalıdır.
Sizin dezenfekte öneriniz nedir?
El hijyeni en önemli konudur.Temizlik yaparken normal temizlik malzemeleri kullanılabilir. Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Sn.Seracettin Çom’un çamaşır suyu önerisi ve verilen hazırlama oranına sonuna kadar katılıyorum Riskli sık kullanılan noktalarda (kapı koluuzaktan kumandalartelefonmasa vs.) hypoklorit (çamaşır suyu ) solüsyonu kullanılabilir. CDC’ (Amerika Enfeksiyon Hastalıkları Merkezi) ye göre de 1 ölçek çamaşır suyuna 9 ölçek su kullanılmalıdır. Durulanmadan önce bir süre beklenmelidir.Çamaşır suyu solüsyonu diğer virüsler içinde önerilmektedir.(Mesela kemirgenlerin yaydığı hanta virüs)
Genel temizlik zaten rutin olarak yapılmalıdır.Bunların olağanüstü uygulama olarak gösterilmesi düşündürücüdür.Belediyelerin akşam saatlerinde yollara yığılan çöp yığınlarına da çözüm bulması gerekmektedir.Bu görüntüler çok sayıda ilçe belediyesinde göze çarpmaktadır.Bunların olağan durum olarak kabüllenilmesi yanlıştır.
Tüm kesimler zararlı virüs taşıyan kemirgenlere karşıda önlem almalıdır.Kırık löğar kapakları tamir edilmelidir.Kemirgen kontrolü sağlık bakanlığı onaylı firmadan alınmalıdır.
El sanitasyonu için ne önerirsiniz?
Alkol bazlı el antiseptiği önerilebilir.Bunlarında sağlık bakanlığı onaylı olanları tercih edilmelidir.
El yıkama konusuna değinebilir miyiz?
El yıkama gelişmiş ülkelerde en fazla virüslere karşı en fazla vurgu yapılan konudur.Hatta Amerika’daki ‘Sabun ve Deterjan Derneği’ 20-26 Eylül2009 ‘da ‘El Yıkama Haftası’ düzenlenmiştir. Ne yazık ki gelişmiş ülkelerden farklı olarak bizde kazanda su kaynatarak banyo yapan kesim çoğunluktadır.İnsanların yaşam şartlarının iyileştirilmesi gerekmektedir.Sabun ve tuvalet kağıdı alamayacak büyük bir kesim vardır.
Hangi durumlarda el mutlaka yıkanmalıdır?
Her fırsatta yıkanması uygundur.
a)Yemek hazırlamaya başlamadan önce
b) Yemek öncesi ve sigara içtikten sonra
c) Tuvalet kullanım sonrası
d) Hayvana dokunduktan sonra
e) El kirli olduğu düşünüldüğünde
f) Öksürmehapşırma sonrası
Dezenfekte ve temizlik elemanları nasıl korunmalıdır?
Kimyasal ile dezenfekte yapanlar tyvek tulum ve özel maske takmalıdır.Bu kurala her zaman uyulmadığı görülmektedir. Ev temizliği yapanlar tek kullanımlık eldiven kullanmalı ve sonrasında atmalıdır.Bu sıklık birden fazla olabilir.WC için bu çok önemlidir.
Korunma için siz ne yapıyorsunuz?
Hijyene dikkat etmenin yanında hergün koltuk altından ateş ölçülebilir. Ateş 38.5’a çıkmışsa hastaneye gitmeyi düşünürüm. Elimi ağız ve gözüme götürmemeye de dikkat ediyorum.
El sıkışmak istemesemde çoğunlukla insanlar’ bir şey olmaz korkma deyip elimi sıkmaktadır’ Bu konuda örnek olmaya çalışıyorum.En çok şikayetçi olduğum konu insanların öksürürken ve hapşırırken bırakın peçete ile ağızlarını kapatmayı elleri ile bile kapatmamalarıdır.Sonrasında elini zaten yıkamalıdır.
Yollara tüküren insanlarda yoğunluktadır Bu konuda da eğitim uygulamaları okullar başta olmak üzere her kuruluşta hijyen kapsamında olmalıdır.
Virüs ne kadar süre yaşar ?
a) Paslanmaz çelik ve plastik
- 24-48 saat yaşar.
-24 saat içinde ele bulaşabilir.
b) Tekstilkağıt ve peçete
- 8-12 saat yaşar
- 15 dakika içinde ele bulaşabilir.
c) Eller
-5 dakika yaşar