Özel Tuzla Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Özel Tuzla Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Telefon: (0216) 644 73 33
Faks: (0216) 644 73 33
Adres: Postahane Mah. Fevzi Çakmak Cad. Billurkent Sit. B Blok D:2
İlçe: TUZLA
İl: İSTANBUL

Tuzla Devlet Hastanesi

Tuzla Devlet Hastanesi

Telefon: (0216) 494 09 52
Faks: (0216) 494 09 59

İlçe: TUZLA
İl: İSTANBUL

Afiyet Hastanesi

Afiyet Hastanesi

Telefon: (0216) 344 89 00
Faks: (0216) 344 89 06
Adres: Namık Kemal Mh. Sütçü Cd. No:8 Santral Durağı
İlçe: ÜMRANİYE
İl: İSTANBUL

Atlas Hastanesi

Atlas Hastanesi

Telefon: (0216) 316 71 61
Faks: (0216) 461 63 27
Adres: İstiklal Mh. Alemdağ Cd. Atlas Sk. No:3
İlçe: ÜMRANİYE
İl: İSTANBUL

Çamlıca Görüntüleme Merkezi

Çamlıca Görüntüleme Merkezi

Telefon: (0216) 335 50 60
Faks: (0216) 335 66 77
Adres: Alemdağ Cad. Kurudere Sok. No: 1/5
İlçe: ÜMRANİYE
İl: İSTANBUL

Çamlıca Hayat Hastanesi

Çamlıca Hayat Hastanesi


Telefon: (0216) 521 30 30
Faks: (0216) 335 86 36
Adres: Alemdağ Cad.No:85
İlçe: ÜMRANİYE
İl: İSTANBUL

İstanbul Bölge Hastanesi

İstanbul Bölge Hastanesi

Telefon: (0216) 621 13 13
Faks: (0216) 621 20 10
Adres: Atatürk Cad. No. 125 Sarıgazi /İstanbul
İlçe: ÜMRANİYE
İl: İSTANBUL

Mavi Martı Psikolojik Danışma Merkezi

Mavi Martı Psikolojik Danışma Merkezi

Telefon: (0216) 481 70 70
Faks: (0216) 481 70 70
Adres: Alemdağ cad. Şemsibey Apt. No:40 Kat:1 D:1
İlçe: ÜMRANİYE
İl: İSTANBUL

Özel Tepe Tıp Merkezi

Özel Tepe Tıp Merkezi

Telefon: (0216) 611 77 21
Faks: (0216) 611 57 65
Adres: Ihlamurkuyu Alemdağ Cad. no: 253
İlçe: ÜMRANİYE
İl: İSTANBUL

Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Telefon: (0216) 632 18 18
Faks: (0216) 632 71 24
Adres: Adem Yavuz CAD. No:1 Ümraniye / İstanbul
İlçe: ÜMRANİYE
İl: İSTANBUL

Renin Diyaliz Merkezi

Renin Diyaliz Merkezi

Telefon: (0212) 320 10 12
Faks: (0212) 320 10 12
Adres: Halil Rıfat Pas¸a mah. Arel sok. Hamam Çıkmazı No:2 Okmeydanı-
İlçe: ŞİŞLİ
İl: İSTANBUL

Visart Tıbbi Görüntüleme Merkezi

Visart Tıbbi Görüntüleme Merkezi

Kroki için tıklayın...
Telefon: (0312) 442 23 08
Faks: (0506) 471 82 04
Adres: Cinnah Caddesi No:68 Çankaya/ANKARA
İlçe: AKYURT
İl: ANKARA

Visart Tıbbi Görüntüleme Merkezi

Visart Tıbbi Görüntüleme Merkezi

Kroki için tıklayın...
Telefon: (0312) 442 23 08
Faks: (0506) 471 82 04
Adres: Cinnah Caddesi No:68 Çankaya/ANKARA
İlçe: AKYURT
İl: ANKARA

75. Yıl Ankara Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi

75. Yıl Ankara Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi

Telefon: (0312) 595 98 00
Faks: (0312) 320 41 25
Adres: Ulucanlar Cad. Ankara Hastanesi Yanı
İlçe: ALTINDAĞ
İl: ANKARA

Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Telefon: (0312) 595 30 00


İlçe: ALTINDAĞ
İl: ANKARA

Ankara Fizik Tedavi Rehabilitasyon Eğitim Ve Araştırma Hastanesi

Ankara Fizik Tedavi Rehabilitasyon Eğitim Ve Araştırma Hastanesi

Telefon: (0312) 310 32 30
Faks: (0312) 310 42 42
Adres: Türkocağı Sk. No: 3
İlçe: ALTINDAĞ
İl: ANKARA

Dr. Sami Ulus Çocuk Sağlığı ve Hast. E. A. Hastanesi

Dr. Sami Ulus Çocuk Sağlığı ve Hast. E. A. Hastanesi
Dr. Sami Ulus Çocuk Sağlığı ve Hast. E. A. Hastanesi
Dr. Sami Ulus Çocuk Sağlığı ve Hast. E. A. Hastanesi
Kroki için tıklayın...
Telefon: (0312) 305 60 00
Faks: (0312) 317 03 53
Adres: Babür Caddesi No:44
İlçe: ALTINDAĞ
İl: ANKARA

Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı E. A. Hastanesi

Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı E. A. Hastanesi
Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı E. A. Hastanesi
Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı E. A. Hastanesi
Kroki için tıklayın...
Telefon: (0312) 306 50 00
Faks: (0312) 312 49 31
Adres: Talatpaşa bulvarı /Samanpazarı
İlçe: ALTINDAĞ
İl: ANKARA

Görkem Diyaliz Merkezi

Görkem Diyaliz Merkezi

Telefon: (0312) 517 14 80
Faks: (0312) 517 14 85
Adres: İrfan başbuğ cad. no.70
İlçe: ALTINDAĞ
İl: ANKARA

100.YIL HASTANESİ

100.YIL HASTANESİ
--
Telefon: (0312) 284 08 08
Faks: (0312) 220 01 23
Adres: 33. Cad. No: 12 06530 Yüzüncüyıl
İlçe: ÇANKAYA
İl: ANKARA

Akay Hastanesi

Akay Hastanesi

Telefon: (0312) 416 50 50
Faks: (0312) 416 50 51
Adres: Akay Caddesi Büklüm Sokak No:4 Kavaklıdere 06660
İlçe: ÇANKAYA
İl: ANKARA

Akpol Tıp Merkezi

Akpol Tıp Merkezi
Telefon: (0312) 207 90 00
Faks: (0312) 207 90 51
Adres: Ziyabey Cad. 3. Sk. No: 15 Balgat 06520
İlçe: ÇANKAYA
İl: ANKARA

Almed Kulak Burun Boğaz Horlama ve Ses Hastalıkları

Almed Kulak Burun Boğaz Horlama ve Ses Hastalıkları

Telefon: (0312) 426 30 30
Faks: (0312) 426 96 87
Adres: Tunalı Hilmi Cad. No:117 / 3 Kavaklıdere-06700
İlçe: ÇANKAYA
İl: ANKARA

Anatolia Klinik

Anatolia Klinik

Telefon: (0312) 426 14 74
Faks: (0312) 426 23 38
Adres: Bestekar Sokak No: 74/5
İlçe: ÇANKAYA
İl: ANKARA

natolia Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi

natolia Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi

Telefon: (0312) 442 56 56
Faks: (0312) 442 46 78
Adres: Cinnah Caddesi No.54
İlçe: ÇANKAYA
İl: ANKARA

Ankara Fıtık Merkezi

Ankara Fıtık Merkezi

Telefon: (0312) 220 04 06
Faks: (0312) 220 00 90
Adres: Çukurambar Mahallesi 38. cadde 33/A
İlçe: ÇANKAYA
İl: ANKARA

Ankara Güven Hastanesi

Ankara Güven Hastanesi

Telefon: (0312) 457 25 25
Faks: (0312) 468 10 41
Adres: A Blok: Şimşek Sokak No:29 06450 Kavaklıdere
İlçe: ÇANKAYA
İl: ANKARA

Ankara İsveç Ayak Sağlığı Merkezi

Ankara İsveç Ayak Sağlığı Merkezi

Telefon: (0312) 437 08 75
Faks: (0312) 437 08 75
Adres: Şehit Adem Yavuz Sk. 14/3 Yenişehir
İlçe: ÇANKAYA
İl: ANKARA

Başak Kadın Sağlığı Merkezi

Başak Kadın Sağlığı Merkezi

Telefon: (0312) 447 77 97
Faks: (0312) 446 35 32
Adres: Uğur Mumcu cad. 17/2 Gaziosmanpaşa
İlçe: ÇANKAYA
İl: ANKARA

Çağ Hastanesi

Çağ Hastanesi

Telefon: (0312) 430 08 08
Faks: (0312) 430 08 26
Adres: Meşrutiyet Cad. No:33
İlçe: ÇANKAYA
İl: ANKARA

KIZILCIK

KIZILCIK




Kızılcık meyvelerinden ezme marmelat meyve suyu yapılır. Kabız edici özelliği vardır. Gıdâ olarak istifâde edildiği gibi kabukları ateş düşürücü olarak kullanılır.

Kızılcık zengin bir melatonin kaynağıdır: Beynimizde bulunan epifiz bezi hava karardıktan sonra melatonin adı verilen bir hormon salgılar. Yaşam ritmimizi ve uykumuzu bu hormona borçluyuz. Uyku beyni dinlendirir güçlendirir hücre yenilenmesini sağlar bağışıklık sistemini oksidasyonu onarır ve tüm yaşam kalitesini yükseltir. Öte yandan önemli hormonların salgılanmasına yardımcı olur. Bir çok bilim adamı melatonini en önemli anti-oksidan olarak tanımlarlar. Melatonin takviyesi günümüzdeki temel anti aging tedavilerinden birisi olmuştur. Bu hormonun doktor kontrolünde kullanımı bağışıklık sistemini ve yaşam kalitesini etkili bir şekilde yükseltir. Melatonin ilaçlarının birçoğu kızılcıktan yapılır. Uyku sorunlarınız varsa gece yatmadan önce bir bardak kızılcık suyu içmenizi tavsiye ederim.

Kızılcık kanın pıhtılaşmasını artırır. Çiğden hazırlanmış kızılcık suyu veya kaynatarak yapılan kızılcık şerbeti kan pıhtılaşmasını düzenler. Özellikle şeker hastaları için yararlıdır. Ünlü hekim İbni Sina yaraları yıkamak için kızılcık suyu; yarayanık merhemi yapmak için ağacın kökünü kullanırmış.

Ateş düşürücü ve ishale karşı: Kızılcık kabuğu ateş düşürücü ve güçlü bir ishal kesicidir. 1 yemek kaşığı dolusu taze veya kuru kızılcık ile 1 fincan soğuk suyu 5 dakika kaynatın. 15 dakika demledikten sonra süzgeçten geçirin ve sonra ishale karşı ilaç olarak kullanın. 60 gr kızılcık ağacı kabuğunu 1 litre su ile kaynatarak ateşli hastalıkların tedavisinde kullanabilirsiniz. Eskiler bu karışımı özellikle sıtmaya karşı hazırlarlarmış.

İdrar yolu enfeksiyonları ve böbrek taşlarına karşı doğal destek: Özellikle bayanlar sık sık sistit ve idrar yolu enfeksiyonu geçirirler. Kızılcık bu sorunların tedavisine yardımcı olur. İdrar enfeksiyonlarının çoğuna e-coli adı verilen bir bakteri neden olur. Kızılcıkta bulunan benzoik asit bakterilerin çoğalmasını engeller ve vücudumuzdan atılmasını kolaylaştırır. Kızılcık suyu şerbeti veya kompostosu idrarımızdaki asit miktarını arttırır. Böylece böbrek taşlarının (özellikle kalsiyum taşları) tedavisinde kullanılır. Bu arada idrardaki ağır kokuları da giderir.

Gece işemeleri: Gece işeme sorunu olan çocuklara kızılcık yapraklarından bir ilaç hazırlayabilirsiniz. 30 gr. kızılcık yaprağını 1 litre su ile kaynatıp 1/3 kadarını buharlaşıncaya kadar ateşte tutun. Süzgeçten geçirip soğuyunca cam bir şişeye doldurun. Geceleri yatmadan önce çocuğunuza bu çaydan bir fincan içirin.

KİVİ

KİVİ




Son yıllarda manav ve marketlerde satılmaya hattâ Türkiye'de de yetiştirilmeye başlanan kivi bir C vitamini deposudur.

Anayurdu Çin olan kivinin bir tanesinin sahip olduğu C vitamini bir insanın alması gereken günlük C vitamini ihtiyacından bile fazladır.

Amerika'da bu hârika meyve üzerinde yapılan araştırmalar kivinin birçok derdin devâsı olduğunu ortaya çıkardı.

Çocukların dengeli büyümeyi ve gelişmeyi başarabilmeleri için yüksek oranda vitamin ve minerallere ihtiyacı vardır. İyi dengelenmiş vitamince zengin bir diyet vücudun sağlıklı gelişiminin en iyi garantisidir.

Sağlıklı vücuda sahip olabilmemizin en önemli şartlarından birisi bağırsaklardan düzgün geçişlerdir. Bu beslenmemiz sonucu ortaya çıkan zararlı maddelerin vücuttan atılabilmesini kolaylaştırır.

Bitkisel besin araştırma dünyasında kivi meyvesi insan hücrelerinin çekirdeğindeki DNA’yı zarardan koruma yeteneğinden dolayı araştırmacıları büyülemiştir.

Astıma karşı koruma kivi gibi C vitamini yönünden zengin meyveyi yemek ıslık çalar gibi konuşma türündeki astımla ilgili solunumsal belirtilere karşı önemli bir koruyucu etki sunmaktadır.

Aspirine kan inceltici bir alternatif Kivi aspirinin kardiyovasküler sağlık korumasında leziz bir kan inceltici alternatifi yaparak kan pıhtılaşması riskini önemli bir şekilde düşürmekte ve kanınızdaki yağ miktarını azaltmaktadır.

Kolesterol seviyesini düşürür

Cilde kadifemsi bir yumuşaklık ve ışıltı kazandırmak kırışıklıkları hafifletmek için ekstra bakım uygulamakta yarar var.

Karaciğeri çalıştırır kanı temizler

Kadınlarda göğüs kanserini önler

Grip ve soğuk algınlığının çabuk atlatılmasını sağlar

Kan basıncını ayarlar tansiyonu düşürür

Vücudun direncini artırır

Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler

Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

Kivi tahmin edildiğinin aksine tropikal değil subtropikal bir meyvedir. Bu yüzden buzdolabında saklanması gerekir. Kivinin çabuk olgunlaşmasını istiyorsanız kapalı bir plastik çantada içerisinde bir elma armut yada muzla saklayın. Bu meyveler kivinin ve avakadonun çabuk olgunlaşmasını sağlayan etilen gazı salgılar.

KİRAZ

KİRAZ



Gülgiller familyasından; anayurdu Asya olan düz kabuklu bir çeşit ağaç veya ağaççıktır. Genellikle yapraklanmadan önce çiçek açar. Meyvesi etli ve tek çekirdeklidir. Ev ilaçlarında sapları meyvesi kabuğu ve çiçekleri kullanılır.

Baharın en güzel habercilerinden biridir kiraz. Peki rengiyle tadıyla çoğumuzun en sevdiği meyvelerden biri olan kirazın damar sertliği ve eklem kireçlenmesi gibi birçok hastalığa iyi geldiğini biliyor musunuz?

Ülkemizde geniş çapta kültürü yapılmaktadır. Uludağ aşlama Napolyon sultani ballı ve ak kiraz gibi çeşitleri vardır.

Meyvesi taze olarak yenir. Hoşafreçel ve konservesi yapılır. Kiraz ağacı kabuğu kabız ve ateş düşürücü çiçekleri göğüs yumuşatıcı yaprakları ise müshil olarak kullanılmaktadır.

Yunan mitolojisinde karşılığı doğum ve yenilenme Çin'de ise ölümsüzlüktür.

Kirazın sadece meyvesi değil kökleri kerestesi kabuğu zamkı yaprakları çiçekleri çekirdeği ve meyve sapları da insanlar tarafından kullanılmaktadır.

Kiraz esas olarak meyvelerinin taze ve kurutulmuş olarak tüketilmeleri ile ayrıca reçel yemek konserve ve dondurulmuş gıda olarak soframızda yerini almaktadır.

İdrar söktürücü özelliği ile böbreklerin dostu olan kiraz vücutta biriken zahirli maddelerin karaciğer ve böbrek yoluyla dışarı atılmasını sağlıyor.

Bu sayede yaş olarak tüketilen kiraz meyvesi ürik asit ve ürat tuzlarının vücuttan atılmasını sağladığı için romatizma ve gut hastalıklarıyla eklem kireçlenmesi ve damar sertliğinin tedavisinde de kullanılıyor.

Kiraz meyvesinde bulunan kinik asit ile böbreklerin taş ve kum yapmasını önlediği ve varsa zamanla döktüğü ayrıca safra kesesi taşının dökülmesine de yardımcı olduğu bilinmektedir.

İdrar söktürücü özelliği dolayısı ile vücuttaki fazla suyun atılmasına yardımcı olduğu ve bu şekilde zayıflamaya da yardımcı olduğu bilinmektedir.

Aspirin yerine kiraz yemek ağrıların dindirilmesinde aspirinden çok daha etkili oluyor.

Kirazda bulunan levüloz adlı şekerin rahat sindirilmesi nedeniyle şeker hastaları da rahatlıkla kiraz yiyebiliyor.

Kirazın bir diğer önemli özelliği ise kabızlık giderici olması.

KAVUN

KAVUN




Kavun B vitamini brom ve iyot içeriyor sinirleri yatıştırıyor kanı temizliyor ve kolay bir uyku sağlıyor. Damar tıkanıklığı kansızlık için de öneriliyor.

Açık renkli ve düz kabuklu "bal kavunu" iyi bir C A vitamini potasyum ve çinko kaynağı olarak en değerliler arasında yer alıyor.

Bir de şeker oranı fazla. Ölçüyü kaçırmadan tüketmek gerekir.

Orta boy bir kavunun yarısı günlük C vitamini ihtiyacını tamamen karşılar. A vitamini ve betakaroten içerir.

Bunlar antioksidan yani vücudu temizleyici etkiye sahiptir. Böbrekleri rahatlatır. Yüksek miktarda su ve düşük miktarda kalori içerir.

Kavun meyve olarak çok yenildiği gibi tohumları (çekirdekleri) de tıbbî olarak kullanılmaktadır.

Olgun kavunların çekirdekleri kurutulur. Çekirdekler halk tababetinde öksürüğe karşı (çekirdekleri suda suyu yarıya ininceye kadar kaynatılıp içilmesiyle) kullanılır.

Kavun gerek erkeğin gerek kadının cildini tazeler ona canlılık ve güzellik kazandırır.

İyi kavun ağır olur. Elinizde okkalayın ağır olanı alın.

Yuvarlak sarı kavunun sapı çektiğiniz zaman kolay kopuyorsa iyi kavundur.

Turfanda kavunlar lezzetsizdir. Kavunu sezonun başlangıcından bir ay sonra yeyin ancak o zaman lezzet kazanır.

KARPUZ

KARPUZ


Latince ismi Citrullus Vulgaris olan karpuz kabakgillerdendir. Anayurdu Afrika' nın tropikal bölgeleridir.

Mısır' daki
antik kalıntılardaki duvar resimlerinde karpuz resmedilmiştir. Daha sonra ticari gemilerle Akdeniz ülkelerine yayılmıştır.

Karpuz mayıs ve eylül aylarında ancak özellikle temmuz ortasından ağustos sonuna kadar bol miktarda bulunur.

Karpuz bol miktarda C vitamini ve antioksidan özelliği ile çeşitli kanser türlerine karşı etkili olan Beta karo ten içerir. İçerdiği yüksek potasyum kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olur.

Aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenler ve bağırsak kanserini önlemede de rol oynar.

Uzmanlar aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenleyen ve bağırsak kanserini önlemede rol oynayan karpuzun çekirdeklerinin de içinde bulunan Cucurbocitrin adlı madde ile kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olduğunu kaydetti.

Karpuzun böbrekleri çalıştırdığını idrar söktürdüğünü böbreklerdeki üre ve ürat tuzlarını temizlediği bilinmektedir.

Karpuzun bu özelliklerinden yararlanmak için yemeklerden çok önce mide boşken tüketmek gerekiyor. Çünkü yemek sonrasında yendiğinde sindirim güçlüğü yaşanabiliyor.
Yüksek miktarda lif içeren karpuzun kalorisi de düşüktür.

İlginç olan karpuzun besin değerinin diğer birçok besinde olduğu gibi kabuğunda saklı olması.

Bu nedenle olabildiğince kırmızı etli kısmın altındaki beyazımsı kısmı tüketilmeli.

KARNABAHAR

KARNABAHAR



Turpgillerden; vatanı Doğu Akdeniz bölgesi olan 2 yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları koyu yeşil çiçekleri beyaz veya sarımtıraktır. Kış sebzelerindendir. Lahanaya benzer. Aslında lahananın çiçek saplarının kısalıp etlenmesiyle lahanadan türemiştir. Yenen kısmı henüz açmamış yoğun çiçek durumudur. Yurdumuzda; güzlük turfanda karnabahar kışlık karnabahar ve mart karnabahar olmak üzere üç çeşidi vardır. Fosfor ve vitamin bakımından çok zengindir.

Zihin yorgunluğunu giderir.
Sinirleri kuvvetlendirir
İdrar söktürür.
Dalak hastalıklarına iyi gelir.
Şeker hastalarına faydalıdır.
Kalp hastalıklarında şikayetlerin azalmasında yardımcı olur.

Fosfat ve potasyum ihtiva eden ve içeriğinde kadınları göğüs kanserine karşı koruyan ‘indol-3 karbonal’ bulunan karnabaharın lahanadaki besin değerinin çoğuna sahip olduğunu bildiren uzmanlar “Karnabahar çiçek olduğu için bol bol fosfor ve vitaminleri cinsiyet hormonu bol E vitamini ve protein içerir. Bu maddeleri ile cinsel gücü arttırır buna bağı olarak kalp rahatsızlıklarını da giderir. Sinirleri ve beyni iyi çalıştırır onların yıpranmasını önler” diyorlar.

İNCİR

İNCİR



Ülkemizde en çok Aydın ve İzmir de yetişen incirin çok fazla çeşitleri vardır.
İnsan vücuduna faydaları saymakla bitmez.
Bir kilogramda iki bin 900 kalori bulunan incir E ve B vitaminlerinden çok zengin.
Kuru incir içerdiği protein miktarı yönünden fakir sentezinde kullanılan aminoasit çeşidi açısından zengindir bu nedenle hücre gelişimini destekler. Ayrıca kuru incir boğaz ağrısı bronşit ve öksürüğe de faydalıdır.
Yaşı kurusundan daha fazla tercihe şayan olan incir vücuda kuvvet verir. Anasonla beraber yenen incir hem kan yapar hem de şişmanlatır. Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidirler.
Yaş dalları kırıldığında akan sütümsü beyaz sıvı nasır ve siğillere sürülür.
Sesiniz kısıldığında hemen bir inciri bir su bardağı kadar sütün içine koyup bir cezvede kaynatın. Ilık ılık bu şurubu için çok yararını göreceksiniz.
İnciri sütle ya da sirkeyle eğer oda olmazsa yalnızca zeytinyağına batırıp yiyerek basur şikayetinizi ortadan kaldırabilirsiniz.
İnciri cevizle birlikte yerseniz hem vücudunuzu zehirlerden korur hem de bronşite iyi gelerek öksürüğü keser. Nezle için de faydalıdır.
İncirin bünyesinde şeker albüminli maddeler organik asitler pektin provitamin A B1 B2 C vitaminleri magnezyum kükürt fosfor ve unlu maddeler bulunur.
Pek çok sağlık sorununa karşı güç ve dayanıklılık kazandırır.
Ayrıca kış aylarında vücudun direncini arttırır
İncirin kurutulmuşu çok değerli olup iyi bir besin kaynağıdır. Balgam söktürücü yumuşatıcı olarak kullanılır.
Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir.
Bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kollestrol seviyesinin düşürülmesi gibi faydaları da vardır.
Vitamin ve mineral bakımından zengin bir gıdadır.
Enerji verir.

HURMA

HURMA



İnsanoğlunun yetiştirdiği en eski bitki çeşitlerinden biridir. Orta Doğu bölgeleri ve Kuzey Afrika ekonomisinde çok eskilerden beri çok büyük bir rol oynar.

Bilinen en eski bitki çeşitlerinden biri olan hurma günümüzde lezzetinin yanı sıra besleyici özelliği nedeniyle de tercih edilen bir besindir. Her geçen gün keşfedilen faydaları hurmayı hem gıda hem de ilaç olarak kullanılan bir besin haline getirmiştir.

Hurma ağacı yaprağını hiç dökmeyen ve bazı özellikleri ile de insana çok benzeyen bir ağaçtır.

Türkiye’de Akdeniz Batı ve Güney Anadolu bölgelerinde yetiştirilmektedir. Hurmanın meyvesi tatli ve besleyicidir. Şeker oranı taze hurmalarda % 60–65 kurumuş hurmalarda ise % 75–85 civarındadır.

Kalbimizin yeni dostu bulundu: Hurma Bugüne dek kalp ve damar hastalıklarından korunmada elmanın sihirli gücü biliniyordu. İsrailli bilim adamları kalbin gerçek dostunun hurma olduğunu kanıtladı. İsrailli bilim adamları hurmanın kalp ve damar hastalıklarından korunmak için önerilen elmadan daha etkili olduğunu açıkladılar. İsrail'de yapılan bir araştırmada elma ve hurmanın yararları karşılaştırıldı.

Meyve şekeri içerdiği için sanılanın aksine şişmanlatmaz. Yoğun tempo yüzünden kendinizi yorgun ve bitkin hissediyorsanız bol bol taze hurma yiyin.

Hurmanın içerdiği Demir kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobin sentezini kontrol eder ve bu da hamilelikte kansızlığın engellenmesini ve bebeğin gelişimi için hayati önem taşıyan kandaki alyuvarlar dengesinin uygun hale gelmesini sağlar.

Hurmada bulunan oksitsin maddesi de modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı bir ilaç olarak kullanılmaktadır.

Hurmada bulunan kalsiyum ve fosfat ise iskelet oluşumu ve vücudun kemik yapısının dengelenmesi için çok önemli elementlerdir. Hurma içerdiği bol fosfor ve kalsiyum ile kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur ve bu hastalıkların azaltılmasına yardım eder.

Hurmanın lif mineral ve fenol açısından zengin olduğunu söyleyen bilim adamları elmada daha fazla bakır ve çinko bulunduğunu buna karşılık hurmada sodyum potasyummagnezyum kalsiyum ve demir miktarlarının elmadan iki kat fazla olduğunu belirttiler. Bilim adamları düzenli yenilmesi halinde kalp ve damar hastalıkları riskini azaltan bu meyvelerin içindeki yararlı maddelerin daha çok kabuklarında bulunduğunu kaydettiler.

Hurma zihni ve bedeni gelişmeyi sağlar. Kansere karşı koruyucudur öksürüğü keser boğaz ağrısını bronşiti ve soğuk algınlığını giderir..

HAVUÇ

HAVUÇ




Maydonozgiller familyasından iki yıllık otsu bitki ve bitkinin sebze olarak değerlendirilen kökleri. Anayurdunun Afganistan ve komşu ülkeler olduğu sanılıyor.

Akdeniz yöresinde Hıristiyanlık öncesi dönemlerde Çin ve kuzeybatı Avrupa'da ise 13. yüzyılda havuç tarımı yapılmıştır. 20. yüzyılda karotenin (provitamin A) değerinin anlaşılması karotence zengin olan bu bitkinin besin kaynağı olarak önemini artırmıştır. Bugün ılıman kuşakta büyük miktarlarda havuç tarımı yapılıyor.


A C B1 ve B2 vitaminlerince zengin bir ürün olan havuç çiğ olarak ya da pişirilerek tüketilir.

Tohumlarından halk arasında gaz söktürücü idrar artırıcı adet getirici ve mide ilacı olarak yararlanılır.

Haftada beş kere yendiği takdirde araştırmalara göre kadınlarda kalp enfarktüsünü felç tehlikesini yüzde 68 oranında azaltıyor.

Günde iki havucun erkeklerde kandaki kolesterolü yüzde 10 oranında azalttığı görülmüştür.

Her gün yenen bir havuç da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indiriyor.

Anne sütünü arttırır.

Yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir.

Havuçtaki kompleks karbonhidratlar vücuda ererji verir.

Havuçlar kirli olsa bile kabuğunu soymamak gerekir. Çünkü yarım kilogram havuçta 30 mg C vitamini B1-B-B6 vitaminleri kalsiyum demir ve potasyum mineralleri bulunur ve bunların büyük bölümü kabuğun altındadır.

Kabuğu soyulduğunda havuç besin değerinden çok şey kaybeder.

Havucun kabuğunu soymak yerine musluğun altında hafifçe fırçalamak yeterlidir.

Görme bozukluklari bas dönmesi düsük tansiyon bitkinlik gibi rahatsizliklari iyilestirir.

Bronşları açar kuru öksürüğü keser ve bağırsakları yumusatır.

Havucun süratle kan yapıcı kuvvetlendirici ishal kesici peklik giderici mide ve bağırsağın yakın dostu safra akıtıcı karaciğeri kuvvetlendirici ve yeri doldurulamayan bir sebze olduğunu biliyormusunuz.

Kansızlık halinde sabah-öğle-akşam taze çıkarılmış 1 çay bardağı havuç suyu içilmesi suyu çıkarılamazsa ince rendelenmesi ve iyice çiğnenerek yenilmesi öneriliyor.

Havucun bol A vitamini ile cilde temizlik ve pembelik verdiğini ve gözlerin sıhhatli kalmasını sağladığını kalp rahatsızlığı ve damar sertliği olanlara havucun çok fayda verdiğini her gün yenen bir havucun da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indiriliyor.

Havuçtaki beta-karotenin de gözleri yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruduğunu.

Bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini havuçların çiğ veya pişmiş olarak yenilirken asla soyulmaması gerektiğini sadece temiz yıkamanın yeterli olduğu bilinmektedir.

Aşırı havuç suyu içildiğinde cilt hafif portakal rengi alırsa da bunun bir zararı söz konusu değildir.

ERİK

ERİK




Uzmanlar yeşilden sarıya kırmızından mora kadar çeşitli renkte ve tatta olan eriğin birçok derde deva olduğunu belirtti.

Market manav ve pazarlarda tezgahları süslemeye başlayan eriğin bol miktarda B vitamini içerdiği söylenilmektedir.

Türkiye'nin hemen her yöresinde yetiştirilen erik daha çok taze meyve olarak tüketildiği gibi komposto hoşaf şurup pekmez reçel marmelat veya kurutularak saklanıyor.

Satın alırken canlı yeşil sert sulu ve lekesiz olan eriklerin seçilmesi tavsiye edilirken erik bol miktarda B vitaminleri içeriyor.

İlkbaharda çıkan eriğin yeşil kırmızı ve sarı meyvesi sonbahara kadar kurutulmuşu da yıl boyunca tüketilebiliyor.

Latince adı 'Prunus domestica' olan erik en eski yazılı belgelere göre 2000 yıldır biliniyor. Kafkasya ve Hazar Deniz'i çevresinden dünyaya yayıldığı sanılan eriğin erkenci döneminde çıkanına 'can eriği' yaz ortalarında olgunlaşanına 'Japon ya da İtalyan eriği' deniyor. Ağustos'ta olgunlaşmaya başlayan 'Avrupa eriği' ise ekim ayına kadar yenebiliyor.

Farklı dönemlerde olgunlaşan eriğin farklı biçim ve büyüklükteki meyvelerinin ince kabuğu türlere göre yeşil sarı kırmızı ve mor renkler alıyor.

Türkiye'deki en tanınmış erik çeşitleri can eriği papaz eriği mürdüm eriği ve tatlı üryani eriği olarak biliniyor.

Regl düzenleyici idrar söktürücü ve terleticidir. Tuzsuz rejim yapan ve romatizma rahatsızlığı olanlara iyi geldiği belirtildi.

Kalp ve böbrek hastalıklarınakaraciger hastalıklarınaB vitamini ihtiva eden erik bu özelliği sayesinde sinir sistemini takviye ediyor.

Ateş düşürücü etkisi de olan erik diş temizliği ile de bize yardımcı olur.

Romatizma mafsal kireçlenmesi ve nikriste faydalıdır.

Kansızlığı giderir. İştah açar ve hazmı kolaylaştırır.

Çekirdekleri ise bağırsak solucanlarını düşürmekte kullanılır.

ENGİNAR

ENGİNAR



Batı ve Orta Akdeniz bölgelerinin yerli bitkisi. Daha ilkçağlarda Doğu Akdeniz’e götürülerek ekilen enginarın Roma İmparatorluğu döneminde çok değerli bir bitki olarak ün saldığı biliniyor.

Günümüzde birbirinden değişik yemekleri yapılan enginar dikildikten sonra yıllarca yaşayan bir bitki. Ekildikten dört ile sekiz yıl sonra çiçek başçıklarının büyüklüğü ve kalitesi düşmeye başladığında kök parçalarından alınan sürgünlerden yeni bitkiler üretiliyor.

Kandaki üre ve kolesterolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. Böbrekteki kumların dökülmesine yardımcı olur. Prostat meme ve rahim ağzı kanserine karşı iyi gelir. Enginarın içinde bulunan Silymarin maddesinin hücrelerin hasar görmesini engellediğine işaret eden araştırmacılarayrıca Silymarin maddesinin prostat meme ve rahim ağzı kanserini önleme konusunda da etkili olduğunu belirtti.

Enginarın içinde fiber magnezyum folate ve C vitamini bulunduğu bu sebzeyi bol miktarda tüketenlerin bulundukları yaşın daha altında gösterdikler.

Karaciğer ve kalbin en iyi dostu olan enginarın kanı temizlediğini ve yorgunluğu giderdiğini vurgulayan uzmanlar diğer zehirli maddeleri ve yorgunluk maddelerini idrarla dışarı atarak vücuda dinçlik verip dinlendirdiğini söylüyor.

Karaciğer ve böbrek yetersizliğindebunların sancılarında.
Sarılık ve gut hastalıklarında
Aşırı şişmanlıkta
Kurdeşende
Romatizmada ve egzamada oldukça faydalıdır.
Kan dolaşımını düzeltir.
Kollestrolün neden olduğu damar sertleşmelerinde
Kalp sancıları Enfarktüs Beyin kanamaları gibi rahatsızlıkların önleyicisidir.

Elma

Elma



İnanılmaz şekilde şu sıra elma yiyorum. Duyduklarıma göre cilde çok yararı ve güzelleşmede büyük bir rolü varmış. Ben de bunu duydum güzelleşeceğim ya bu yüzden her gün 3-4 tane elma tüketir oldum. Bir de Wc sorunu çok yaşıyordum açıkçası kabızdım ve şimdi rahatlıkla Wc çıkabiliyorum. Herhalde elmanın faydasına bundan iyi örnek bulunamaz değil mi?

Elmayı ben daha çok kabuklu yerim kabuğunda ve kabuğun hemen altında yoğun olarak C vitamini bulunur. Bu nedenle iyi yıkanmış elmanın kabuğuyla tüketilmesi en doğrusudur. Açıkçası yemek için öyle sabırsızlanıyorum ki suyun altında elmayı pek ovuşturacak fırsat bulamıyorum.

Elmanın verdiği enerji 100 gramda 54 kaloridir. Bu enerji yağdan değil meyve şekeri ve organizma tarafından ağır olarak sindirilen şekerden gelmektedir. Kesinlikle her gün tüketilmesi şart olan bir meyve.

Elma spor öncesinde tüketildiğinde enerji verir. Sonrasında tüketildiğinde %85 oranındaki su içeriğiyle organizmanın ihtiyacı olan suyu tamamlayarak toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırır. Spor sırasında tüketildiğinde organizmaya çeşitli mineral ve vitaminler yükler.

Yapılan pek çok araştırmanın ortak sonuçlarına göre:

• Günlük olarak tüketilecek 3 adet elmanın 2 ayda yaklaşık %10 oranında kolesterolün düşmesine yardımcı olduğu.

• Kötü kolesterol (LDL) oranını düşürdüğü

• İyi kolesterol (HDL) oranını da 4 misli yükselttiği saptanmıştır.

Günde bir elma yemek sizi tüm hastalıklardan korur. İki elma yerseniz kalp ve damar hastalıklarından korunmuş olursunuz. Kolesterolü normale indirir ve kabızlığı giderirsindirimi kolaylaştırır. Güzel kokusu rahatlatır ve tansiyonu düşürür sinirleri yatıştırır. Artrit tomatizmalar ve gut hastalıklarında çok yararlıdır. Kalbi koruyan flavonoidlerden bol miktarda içerir.

Domates

Domates




Domatesi eklememek olmaz arada sebzelere de yer vermeyi uygun gördüm.

Domatesin görüntüsü kokusu ve tadı ayrı bir zevktir. Bir de menemen yapılırsa demeyin keyfimize. Domates sofralarımızda yemeklerimizde bol bol yer alır. Kahvaltılarımızda ise peynirin yanına yakışandır. Bu kadar bahsetmişken faydaları hakkında da bilgi vermek istedim.

Domatesin vücut sağlığı açısından birçok faydası vardır. Aynı zamanda prostat kanserinin düşmanı olduğu bildirildi. Kalp cilt ve kandaki rahatsızlıklara da çok iyi gelen domatesi yeterince tüketen kişilerde yaşlılık belirtilerinin daha geç ortaya çıktığı belirtilmiş.

Kolesterolü düşürüyor Katarakt oluşumunu geciktiriyor. Yaşlılığa bağlı görme sorunlarını önlüyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Kalp hastalıklarına yakalanma felç geçirme tehlikesini önlüyor. C vitamini A vitamini potasyum ve folik asidin bulunduğu birçok faydalı madde içeriyor.

Domates yemek ve domates suyu içmek faydalı. Üstelik domatesin kanı akışkan hale getiren ilaçlar gibi yan etkileri de yok. Bilim adamları domatesin kanı daha akışkan hale getirerek damar tıkanıklığı ve daralmasını engellediğini açıkladı. Domates suyu da benzer bir etki yaratıyor. Vücutta bir yara açıldığı zaman kanın pıhtılaşmasını sağlayarak kan kaybını engelleyen kan pıhtısı hücreleri çok yoğun olduğu zaman damar tıkanıklığı ve daralmasına neden olabiliyor. Uzmanlar sigara içenlere doğum kontrol hapı kullanan kadınlara uzun yolculuklar yapanlara bütün gün oturarak çalışanlara kanı akışkan hale getirmek için bol bol domates yemesini tavsiye ediyor.

Domatesin içindeki en önemli maddelerden biri de domatese kırmızı rengi veren likopen adlı pigmenttir. İnsan vücudu bu maddeyi üretemez ve bu madde yüzde 85 oranı ile en fazla domateste bulunur. Sonuçları İngiliz Platelet dergisinde yayınlanan araştırmaya göre; domatesin çekirdeğinin çevresindeki sarı sıvı işte bu etkiyi yaratıyor. Yani domates yemek ve domates suyu içmek faydalı. Üstelik domatesin kanı akışkan hale getiren ilaçlar gibi yan etkileri de yok. Domatesin ayrıca rektum kolon akciğer mide yemek borusu ağız boşluğu göğüs bağırsak kanserleri ve rahim boynuna ait tümör oluşum risklerini de düşürdüğü gözlenmiştir. Avrupa'daki araştırmacılar domatesteki likopen maddesinin yüksek miktarda alınmasıyla kalp hastalıklarında yüzde 48 düşüş gözlemlemişlerdir.

Çilek

Çilek




Çilek gerçek bir C vitamini deposu. 100 gr. çilekte 59 mg. C vitamini (ki bu oran limondan bile fazla) 1 mg. sodyum 174 mg. potasyum 21 mg. kalsiyum var. Kalorisi ise 37. Ancak eğer diyet yapıyorsanız nasılsa meyvedir bir şey yapmaz diyerek bol bol çilek yemeyin.

Çilek yıkarken dikkat etmek gerek. Çünkü çok çabuk zedeleniyor. Bunun için önce su dolu bir kabın içinde bekletmek süzdükten sonra da birkaç kez akan suyun altından geçirmek en iyisi. Sulanmaması için de yeşil kısımlarını yıkadıktan sonra temizleyin.

Yararları…

Çilek gözün zafiyetini giderir.

Körpe ve bol sulu çilekler sistemi temizliyor

İdrar yollarında ki tıkanıklığa iyi gelir.

Cilt sorunları olanlar için de iyi bir meyvedir.

Dişleri kuvvetlendirir.

Böbrek idrar yolları ve bağırsak sorunları için de birebirdir. Ayrıca diş etlerini güçlendiriyor dişlerdeki tartarı önlüyor

Nezleye çok faydalıdır.

Ağız kokularını ve boğaz ağrılarını gideriyor.

Büyüme çağındaki çocuklar ve gençler için fevkalade bir meyvedir.

Çilekte yüksek oranda C vitamini bulunduğu gibi yüksek tansiyon ve kolesterolü düşüren maddeler içeriyor.

Kansızlığa karşı faydalıdır.

Ayrıca bol miktarda potasyum içerir ve lifli besinler arasında önemli bir yer tutar.

İdrar söktürü ve böbrek ve mesane taşlarının düşmesini sağlar

Diyabetli hastalar çileğe şeker ilave etmemek şaartıyla bu meyveyi bol bol yiyebilirler.

Cilde güzellik ve tazelik verir.

Romatizmayadamar sertliğine iyi gelir.

Kalp ve kas romatizmasının tabii ilacıdır

Ceviz

Ceviz




Beynimizin küçültülmüş bir modeli olan cevizin faydalarısaymakla bitmez.


Taze cevizde yüzde 5-6 oranında C vitamini vardır.

Kuru ceviz bol miktarda C B1 B2 A ve E vitaminlerini içermektedir.

Mide gazını giderir.

Grip ve nezleye iyi gelir.

Öksürüğü keser.

Ceviz vücudu soğuktan korumak için de yenir.

Sindirim sistemi bozukluğunu giderir

Şeker hastaları için hayati önemi olan insülini artırır

Ceviz damar tıkanıklığı ve şeker hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır.

Yorgunluğu ve bitkinliği giderir

Damar sertliğini önler.

Ceviz yağı mide ve bağırsakları temizleyerek yumuşak kalmalarını sağlar.

Basur için faydalı olduğu rivayet edilmekte ve bunun için balla karıştırılarak yenilmesi tavsiye edilmektedir.

Ciğere mideye ve dimağa kuvvet verip ağız kokusunu da giderir.
Zehirlenmelere ve zehre karşı etkilidir.

Zindeleşmeyi sağlar

Özellikle de şeker hastalarına ceviz yaprağını kaynatıp içmeleri öneriliyor ve cevizin beyin için gerekli olan gümüş iyonlarını da ihtiva ettiğini söyleniyor...

BROKOLİ

BROKOLİ




Brokoli memleketimize son bir kaç yıldan beri girmiş bir sebzedir. Roma imparatorluğu döneminde esas yetiştirildiği bölgelerden bir tanesi de Akdeniz sahilleri idi. Özellikle Amerika ve Avrupada ençok tüketilen sebzeler arasındadır.

Amerikada brokoli tabletleri satılmaktadır. Ancak bu tabletler Prostat şikayetlerine karşı etkin değildir. Bu tabletler 3-4 günlük brokoli tohumlarının filizlerinden elde edilmektedir. Brokoli sebzesinden elde edilmemektedir.

Brokoli düşük kalorili olması ve yüksek oranda lif içermesi nedeniyle dengeli beslenme için sofralardan eksik edilmemesi gerekli ve çağımızda önemli bir hastalık olarak karşımıza çıkan obeziteye karşı da etkili bir sebzedir. Brokolinin faydaları saymakla bitmiyor sebzenin aynı zamanda kalp hastalıklarına da iyi geliyor.

Uzmanlar tüm yeşil yapraklı sebzelerde olduğu gibi brokolinin de taze ve çok fazla ısıya maruz bırakılmadan tüketilmesi önerisinde bulunuyor.

Uzmanlar brokolide havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunduğunu söyleyerek bu sebeple yenilebilecek suyu içilebilecek en iyi besinlerden olduğunu kaydediyor. Beta karotenin güçlü bir kanser savaşçısı olduğunu vurgulayan uzmanlar yemek borusu mide bağırsak kanserleri tehlikesini azalttığını ifade ediyor.

Brokolinin ayrıca B1 ve C vitamini ile dolu olduğunun altını çizen uzmanlar yüksek miktarda kalsiyum kükürt potasyum ve selenyum maddeleri içerdiğini belirtiyor. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokolinin vitamin deposu olduğunu bildiren uzmanlar suyunun havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesinin de faydalı olduğunu kaydediyor.

BADEM

BADEM




Tatlı badem tohumlarında az miktarda protein demir ve kalsiyumla birlikte yüksek oranda yağ bulunur. Acı badem ağız yoluyla alındığında göğüs yumuşatıcı öksürük kesici etkisi olmakla birlikte yüksek dozda alındığında zehirlenme etkisi yaratır.

Türkiye'de kabukları soyulup taze olarak ya da kavrularak yenilmesinin yanı sıra pasta şekerleme ve tatlılarda yaygın olarak kullanılır. Türkiye'de içi bademli nikâh şekerleri yaptırmak ve şık ambalajlar içerisinde davetlilere dağıtmak da özellikle büyük kentlerde yaygın bir gelenektir.

Göğüs hastalıklarını

Hamilelerin sütünü artırır ve bebeklerin gelişimine yardımcı olur.

Badem yağı ise hazımsızlığa iyi gelir.

Burun Kuruluğunun Tedavisinde Badem Yağı Çocuklarınız veya siz bu rahatsızlıktan kurtulmak için günde iki /üç kere bir/iki damla badem yağını burunlarınıza damlatarak bu problemden kurtulabilirsiniz.

Sık sık dudaklarının çatlamasından rahatsız olanlar da gün içinde bir iki damla badem yağı kullanmalıdırlar.

Kolestrolü düşürür.

Kalp krizi riskini %50 azaltır.

Kan şekeri düzeyini ayarlar; kansere yakalanma riskini azaltır.

Bedenin ve zihnin yorgunluğunu giderir.

Böbrek mesane ve üreme yollarındaki iltihapları yok eder. Baş ağrısı karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.

Ayva

Ayva




Akdeniz ve Asya ülkelerinde yetiştirildiği bilinmektedir. Batı Asya ve tropikal ülkelerin meyvesi daha yumuşak ve daha suludur.

Ayvanın kalp akciğer boğaz mide böbrek göz bağırsak ağız rahatsızlıkları ve adet kanamalarına oldukça faydalı olduğu bilinmektedir.

Soğuk iklimlerde yetişen bu meyve sarı renkli güzel görünümlü hoş kokulu ve ağırdır.

Satın alırken büyük sert ve sarı olanlar seçilir.

Kalbe kuvvet verir.

Ağız kokularını yok eder.

Kabızlığı giderir.

Mideye kuvvet verir.

Kurutulmuş ayva suda bekletilerek yapılacak şurup ile gargara yapılırsa boğaz iltihaplarına çiçekleri bal ile karıştırılarak macun yapılırsa yemeklerden sonra alınmak suretiyle kalbe kuvvet verir zihni berraklaştırır.

Ayva Çekirdeği ise;

Göğüs tıkanıklığına öksürük tedavisinde ekzema tedavisinde deri çatlaklarını gidermede kullanılır.

Ayva çekirdeği su veya sütle kaynatılır ve göğüs tıkanıklığı ile öksürük tedavisinde hastaya içirilir.

Ayva suyu zatürree ve kan tüküren hastalara faydalıdır.Çekirdekleri kaynatılırsuyu sıcak içilirse göğsü yumuşatırses kısıklığı ve öksürüğü giderir.

Yenildiğinde kusmayı önler.

AVOKADO

AVOKADO





Avokado kabuğu yeşil yenen kısımları beyaz iri çekirdekli bir meyvedir. Avokado tam olgunluğa toplandıktan sonra erişir.

Lezzetini anlamak için olgunlaşmasını beklemek gerekmektedir.

Bunun için hemen tüketmek üzere satın alıyorsanız yumuşak olanı seçmeniz gerekir.

Seçerken aynı zamanda derisinin parlak ve kaygan olmasına salladığınızda çekirdeğin sesinin gelmesine dikkat edin.

Birkaç gün sonra tüketecekseniz sert olanı tercih etmeniz daha iyi olacaktır.

Kabıza karşı etkili bağışıklık sistemini güçlendirici özellikleri bulunmaktadır.

İçerdiği doymamış yağ asitleri kanda kolesterolün yükselmesini önler dolayısıyla Kalp ve damar hastalıkları için en iyi doğal ilaçtır.

Avokadonun anavatanı Meksika ve Guetamala olmakla birlikte günümüzde ülkemizin güney sahillerinde de üretiliyor.

100 gramında yaklaşık olarak 180 kalori vardır.

Aynı zamanda diğer meyvelere oranla yüksek potasyum ve C vitamini içerir.

Lif oranı yüksek olan avokado peklik (kabızlık) giderici etki taşır; ayrıca kalınbağırsak sorunları ve hemoroit rahatsızlığı çekenler için yararlı olur.

Avokado cildin kırısıksız olmasinda önemli rol oynayan kolajenin üretimini sağlayan bir depo olarak değerlendiriliyor.

Avokado kalorili olmasına rağmen içerdiği antioksidan olan Glutathion hücre koruyucusudur. Antioksidantlar hücrelerin yaşlanmasını yavaşlatır ve kanseri önlerler.

Avakado bol E vitamini içerir. Bu vitamin kalp ve deriyi koruyarak dolaşımı düzenler. Ayrıca potasyum ve B6 vitamini içerir. Kadınlar açısından çok gereklidir.

Sindirimi çok rahat olan avokadoyu özellikle bebeklerin ilk maması olarak tavsiye ediliyor.

Bu meyvenin içerdiği E vitamini kalbe iyi gelirken yüksek potasyumu depresyona sebep olan uyuşukluluğu engelliyor. Ama yağ oranı bir çikolata kadar yüksek olduğu için zayıflamak isteyenlere önerilmiyor.

ANANAS

ANANAS



Başlıca Costa Rica Honduras Fildiş Sahili Gana Tayland ve Malezya gibi tropikal iklimin görüldüğü bölge ülkelerinde yetiştirilmektedir.

Anayurdu Amerika nın tropik bölgeleri olan ananas kalın ve etli bir gövdeyi çepeçevre saran 30-40 kadar sert ve özlü yapraktan oluşur.

Ananas besinlerle az miktarda alınan manganezin de zengin bir kaynağıdır. Manganez enzimlerin etkinliğinin görülebilmesi ve antioksidan özelliğin daha verimli olabilmesi için önemlidir.

Orta ve Güney Amerika'da yetiştirilen ananasAvrupaya tanıtıldıktan sonra yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Ananas tropikal iklim kuşağında yetişen bir meyvedir.Meyve olarak yiyebilir suyunu çıkartıp kokteyllerinizde kullanabilirsiniz.

Meyve sebze ya da etli salatalarınız ile birtakım yemeklere de ilave edebilirsiniz.

Tombul taze gözüken ve mümkün oldukça en geniş olanını seçin. Ananas ne kadar genişse yenilebilir kısmı o kadar fazla olur.

Taze gözüken koyu yeşil yapraklar iyi kalitede olduğunun belirtisidir. Kokusu da iyi kalitede olduğunun bir göstergesidir.

Ananasın içerdiği zengin B vitamini cildi etkili bir şekilde nemlendirir ve saçı da parlatır.

Bunun yanı sıra ananas stresin giderilmesi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine de yardımcı olur.

Ananas kan dolaşımını hızlandırarak hem tansiyonu hem de kandaki yağ oranını düşürmede etkili olabilir.

Ananas vücutta yağ birikimini de önler.

Deneysel çalışmalarda kanser önleyici etkilerine rastlanmıştır.

Klinik çalışmalarında ise şişkinliğin ve ödemin görüldüğü sinüzit boğaz ağrısı kireçlenme ve gut gibi iltihabi durumlarda iltihap önleyici etki göstererek şişkinliğin azalmasına yardımcı olabileceği saptanmıştır.

Ananasın tek başına öğün aralarında sap kısmının ve gövdesinin tüketilmesiyle bromelin enziminin iltihap ve ödem önleyici etkisi maksimum düzeyde artırılabilir.

Ananas manganezin yanı sıra iyi derecede B1 vitamini içerir. B1 vitamini enzimatik reaksiyonlarda tamamlayıcı ve enerji üretiminde yardımcıdır.

Kadınlarda Kemik Erimesi Riski

Türkiye'de 3 kadından birinin kemik erimesi riski taşıdığı hastalığa bağlı olarak kalça kırıkları oluşan 65 yaş üstü kadınlardan yüzde 20'sinin de bir yıl içinde hayatını kaybettiği bildirildi.


Adana'da özel bir hastane tarafından gerçekleştirilen ve kentteki 5 bin kadının kemik erimesi hakkında bilgilendirilmesi amacıyla düzenlenen toplantıda bir özel hastanenin Kalça Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emre Toğrul halk arasında “kemik erimesi” olarak bilinen osteoporozun yapı değişikliği ve zayıflamaya bağlı olarak kemiklerin çabuk kırılır hale gelmesine neden yol açan bir hastalık olduğunu belirtti.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de özellikle ileri yaşlarda sıklıkla karşılaşılan bu hastalığın meydana gelen kırıklarla kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilediğini belirten Toğrul “Türkiye'de her 3 kadından birinde kemik erimesi olduğu tahmin ediliyor. Erkeklerde daha az her 8 erkekten birinde görülüyor” dedi.

Kemik erimesi nedeniyle kalça kırığı olan 65 yaş üstü kadınlarda ölüm riskinin de arttığını belirten Prof. Dr. Toğrul kalça kırığı geçirmiş 65 yaş üstü 5 kadından birisinin bir yıl içinde hayatını kaybettiğini bildirdi.

Kemik erimesiyle ilgili tedavinin çocukluktan başladığını belirten Toğrul şöyle konuştu:
“20-30 yaşına kadar alınan besinler güneş ve vücudumuzun da etkisiyle kemik biriktirebiliyoruz. Ama 30-40 yaşını geçtikten sonra kemik biriktirmek mümkün değil olanı sağlıklı kullanmamız lazım. Bunun için yediğimiz yiyecekler güneş egzersiz yapma kemik erimesine yol açan bazı ilaçları kullanmamak önemli. En önemlisi artarak giden kemik erimesi varsa tedavisinin yapılması lazım. Kalsiyum açısından zengin gıdalar belli orandan fazla alkol çay kahve sigara yağlı yiyecekler tuz gibi gıdaların günlük dozunun çok üstünde alınmaması gerek. Bu gıdaların fazla alınması vücudun alabileceği kalsiyumu engelliyor. Vücutta kalsiyum yok dışardan alıyoruz. Eğer dışardan yeterince kalsiyum fosfor alamazsak vücudumuz zaman içinde bu kalsiyum fosfor ihtiyacını yani sinir kas ve kalp için gerekli kalsiyum miktarını kemiklerden çözüp alıyor. Böylece kemik erimesi başlıyor. Eğer bunu dengeleyemezsek yaşamımız içinde kırıklar oluşuyor.”

EKONOMİYE DE YÜK

Kemik erimesinin küçük yaşlardan itibaren kontrol altında tutulması gerektiğini anlatan Toğrul ileri yaşlarda artan kırık vakalarının ise ekonomiye ciddi bir yük getirdiğini bildirdi.

Toğrul kemik sağlığı kötü olan bir kadının iyi olanla karşılaştırıldığında ameliyat maliyetinin 7 kat fazla olduğunu kaydederek “Bu durum sağlıklı bir nesille önlenebilir” diye konuştu.

Araştırmalara göre dünyada her yıl osteoporoza bağlı 17 milyon kalça kırığı vakasının bildirildiğini belirten Toğrul bu sayının 2050'de dünya çapında 63 milyona ulaşmasının tahmin edildiğini vurguladı.

EĞİTİMİN ÖNEMİ

Kemik erimesi ile mücadelede en önemli unsurun eğitim olduğuna dikkati çeken Toğrul özellikle kadınların hastalık konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Eğitim faaliyetleri kapsamında hasta olarak “5 Bin Kadına Kemik Okulu” projesini başlattıklarını anımsatan Toğrul bu tür faaliyetlerin artarak devam etmesi gerektiğini belirtti.

Toğrul hastalık konusunda bilgi sahibi olan kadınların öğrendiklerini çocuklarına aktarmasının önemine vurgu yaptı.

Kanser tedavisinde yeni yöntem

Türkiye’de her yıl 150 bine yakın insan kansere yakalanıyor. Tedavide büyük aşamalar kaydedilse de milyonlarca insan bu hastalığın pençesinden kurtulamıyor.



Kanser tedavisinde her gün yeni bir yöntem ortaya çıkıyor. Bunlardan biri de ‘Tomoterapi’ (TomoTherapy). Radyoterapinin yerini alması beklenen yeni yöntemin kanserli hücreler üzerinde daha etkili olduğu ve ışın tedavisinin yarattığı olumsuzlukları en aza indirdiği belirtiliyor.
İtalyan Hastanesi Onkoloji Uzmanı ve Medikal Direktör Prof. Dr. Ahmet Öber’le bu yeni yöntemle ilgili olarak konuştuk.

Tomoterapi ne anlama geliyor?

Tomoterapi bir yöntem. Klasik radyoterapide makine ışınları dikdörtgen şeklinde çıkarıyor ve biz çıkan ışını çeşitli yöntemlerle şekillendiriyoruz. Çağdaş radyo terapide ise ışın makineden çıkıyor geçtiği yol üzerinde lifçiklerle sekilendirilmeye başlanıyor. Bu şekilde 2 şekilde radyoterapi yapabiliyorsunuz. Bu yöntemde amaç ne? Amaç sağlıklı dokuyu korumak tümörlü dokuya ışını vermek. Fakat biz tümörlü dokuda ışının artık daha homojen olmasını istiyoruz yani ışın dozunun farklılıklarının mümkün olduğu kadar az olmasını istiyoruz. Radyo terapi yaparken genellikle aletler 1-2 pozisyonda ışını çıkartırlar ve bunla sınırlı kalınır tomoterapi cihazı ise 360 derece dönüyor.
Bu yöntemi klasik radyoterapiden ayıran fark bu mu?
Tamamen farklı bir iş yapıyorsunuz ötekinde 7 ışınla yaptığınızı burada liflerin devamlı oynamasıyla daha fazla sayıya çıkarıyorsunuz. Bunun avantajı ise sağlıklı doku kapalı oluyor inanılmaz oranda koruma yaratabiliyorsunuz. 2 tümör varsa daha homojen ışınladığınız için korumanız iyi olduğu için dozu çok yükseltebiliyorsunuz ve bunu yaparken ışını 1 cm açıyorsunuz masanız yavaş yavaş yürüdüğü için mm’lerle tarayarak gidiyorsunuz. Bir avantajı bu.

İkinci avantajı ise alet döndüğü için bu dönüş sırasındada ışın çıkartıyor dolayısıyla aletle bilgisayarlı tomografi yapabiliyorsunuz. Hastayı tedaviye başlarken yatırıyoruzbu dönüş sırasında yapılacak olan tomografiyi aletin kendi çıkardığı ışınla yapıyoruz ve hastanın o günkü dokularının yerini tümörünün yerini hatta tümörünün kabaca büyüklüğünü görüyoruz. Bu yöntem her tedavinin başlangıcında bütün detayı görmemizi sağlıyor. Niçin önemli? Birçok organ vücutta hareketlidir siz planlamayı 15 gün evvel yaptıysanız hasta 15. tedavi sürecindeyse 15 gün içinde hatta o gün organ hareketi vardır. Tümör büyür ya da küçülür dolayısıyla ilk baştaki planlamaya bağlı kalırsanız yapacağınız iş hassasiyetini kaybeder. Hassasiyetini kaybettiği için klasik radyo terapide daima geniş emniyetlerle çalışırsınız yani 1cm’lik bir tümörü ışınlamak için organ hareketini ve teknik kısıtlamaları dikkate alarak o çapı 1.5cm'ye çıkarırsınız gerektiğinde 2 cm ye çıkarırsınız biz mm ile bunu sınırlayabiliyoruz. Günlük kontrollerimizi yapıyoruz. Eğer tedavimizde veya oturuşunda hata yoksa devam ediyoruz varsa düzeltmelere geçiyoruz. Pozisyonel düzeltme örneğin hasta biraz yan yatmıştır biraz daha kalçasını yana koymuştur bunun gibi şeyler çok etkiler. Bunları pozisyonel olarak düzeltiyoruz aletin bunu düzeltme yeteneği var. Bunun için hastayı kaldırmıyoruz sadece ışıncık açılıp kapanmaları değişiyor. Bilgisayarlı tomografiyi çekiyoruz aletin çıkardığı bilgisayarlı tomografiyi çekiyoruz bunun tam adı MVCT’dir. Ondan sonra ilk planlama detayı makine ekranına geliyor. Kontrol ediyoruz eğer tümörde büyüme ya da küçülme varsa sağlıklı dokularda yer değişme varsa o zaman planı sil baştan edebiliyoruz. Diğer aletlerde bu bir haftalık bir çalışmadır. Bir diğer özelliği de halkın çok iyi anladığı nokta atışı yani istediğiniz yeri vurabilme özelliği. Bu aletteki noktasal yaklaşım 160 cm’e kadar çıkabiliyor hem bu işi iyi yaptığı iddia edilen aletlerde aşağı yukarı maksimum tedavi edilecek tümör çapı 3 - 4 cm ile sınırlıdır ama aynı işi bu yöntemde 160 cm’le yapıyoruz çok daha büyük tümörü küçük bir iş yapıyormuş hassasiyetinde tedavi edebiliyoruz.
Bu hastalara ne tür bir rahatlık sağlıyor?
Farklı dozlar vermek istediğiniz organlarda çok büyük kolaylıklar getiriyor yani beyinde birden fazla tümör varsa o tümörleri yüksek dozda beynin kendisini düşük dozda ışınlayabiliyoruz ya da karaciğerde birden fazla kitle varsa karaciğerin kendi dozunu düşük tutup diğer noktalarda dozu çok arttırabiliyoruz.
Yan etkiler azalıyor
Radyo terapinin birçok yan etkisi bulunuyor? Bu yöntem bu yan etkileri azaltıyor mu?
Radyo terapinin yan etkileri nereye yaptığınızla bağlantılıdır. Radyoterapiyi eğer başa yapar ve gözü korumazsanız hastada görme kaybı olabilir. Prostatı ışınlıyorsanız hastanın görme açısından bir riski yoktur. Dolayısıyla ışınladığınız bölgeyle sınırlıdır. Biz de yan etki düşük olduğu için dozları daha emniyetle ve daha yüksek verebiliyoruz siz dozunuzu artırdıkça da tümör kontrolünüz artıyor. Dolayısıyla yalnız yan etkiyi düşürmek değil yan etkiyi düşürdüğüz için tümöre verdiğiniz doz da negatif olarak artabiliyor. Nereyi koruyabiliyoruz? Gözü çok iyi koruyabiliyoruz beyindeki sağlıklı dokuyu koruyabiliyoruz Böbreği koruyoruz karaciğeri koruyoruz organın yerine göre ince bağırsağı koruyoruz bunlar çok duyarlı organlar. Radyoterapi gören hastalarda görülen yan etkiler mide bulantısı ishal mesela ışınladığımız yere göre idrarda yanmaidrar tutukluğu kaçırma olabilir. Büyük abdest şikayetleri yapabilir akciğerde ciddi problemler yapabilir.
Size her başvuran hastaya tomoterapi uygulanabiliyor mu?

Hayır tabii ki iyi bir yöntem her şey için gerekli değildir dolayısıyla o bir mesleki birikim ve dürüstlüktür. Biz tomoterapiye uygun olan hastalara tomoterapiyi uyguluyoruz ama tomoterapi olmadan da tedavi edilecek durumlar var. Hasta illa tomoterapi isteğiyle geldiğinde onu tomoterapiye koymuyoruz duyup geliyorlar ve izah ediyoruz “Sana bu makine gerekli değil bunun maliyeti sana gereksiz gelecek sen gel klasik tedaviyi al aynı tedaviyi alabilirsin” diyoruz çünkü vücutta korunmaya fazla ihtiyaç olmayan yerler var örneğin kasın ve kemiğin o kadar korunmaya ihtiyacı yok. İkincisi bazı tedavilerde hastanın ağırlığı daha çok ilaç tedavisine kalıyor. Dolayısıyla radyoterapide o kadar yüksek doza çıkmanız gerekmiyor. Doku eğer vereceğiniz dozu rahatlıkla kaldırabiliyorsa bunda tasarruf etmeye çalışmanın bir mantığı yok. O zaman düşük dozda ve kısa sürede yaptığımız tedavilerde biz klasik makinalari çok rahat kullanabiliyoruz
Pahalı bir yöntem mi?

Klasik tedaviye göre pahalı bir yöntem tabi.
Tomoterapi daha çok hangi kanser türlerine uygulanıyor?

Beyin tümörleri akciğer tümörlerinin bazıları tüm baş boyun tümörleri gırtlak tümörü geniz tümörü tükürük bezi tümörleri meme tümörlerinin bir kısmı uygulanamaz değil.
Tomoterapinin uygulanması ne kadar sürüyor?

Aşağı yukarı 20 dakika sürüyor.

Tomoterapi çocuklara da uygulanabiliyor mu?
Çocuklarda daha kullanımı henüz standartlaşmış değil çünkü çocuklara geldiğimizde tümör karakteri çok farklı ilaç tedavisi daha önde gidiyor ve çevre dokularla bu tedavinin ilişkisi yönünde bilgi net değil onun için prensip olarak çocuklarda daha bu tedaviye gelinmiyor.

Ergenlik Döneminde Bedensel Gelişim

Ergenlik kızlarda ortalama 10-12 erkeklerde 12-14 yaşları arasında başlar. Ergenlerde bedensel değişim gelişimin hızlanması ve cinsel özelliklerin görülmesi ile belirlenir.

Hızlı boy ve kilo artışı en önemli gelişmelerdendir.Kızlarda ergenlik öncesi döneme kadar hızlı olan boy gelişiminin bu dönemde yavaşladığı görülür.Kilo değişimi de boy değişimine bağlı olarak boya paralel oranda değişir. Ergenlik döneminde faaliyetini arttıran androjen ve östrojen hormonları ile ergenin cinsel özellikleri de gelişmeye başlar.Kızlarda adet görmevücudun kıllanmasıgöğüslerin büyümesierkeklerde gece boşalmalarının başlamasısesin kalınlaşması bu değişimlerden sayılabilir.

Ergenler bedenlerinde meydana gelen bu değişikliklerin farkındadırlar. Buna karşılık bu duruma verdikleri tepkiler değişiklik göstermektedir.Ergenler her zaman verdikleri tepkilerde gerçekçi değillerdir. İçinde bulundukları dönem itibariyle var olan durumu abartılı olarak yorumlayabilirler. Bunun için çocuğa bu değişikliklerin olabileceği önceden anlayabileceği bir şekilde anlatılmalı ve hazır olması sağlanmalıdır. Ergenlerde bu dönemde sakar davranışlar da sık sık görülür ki bunun nedeni hızlı büyümesine karşılık kaslarının henüz bu duruma ayak uyduramamış olmasıdır.

Ergenlerin bir çoğunda dış görünüşlerinde meydana gelen bu hızlı değişimden utandıkları ve çekindikleri görülür.Ailenin çocuk yetiştirme tarzı baskıcı ve otoriter bir tavır içeriyorsa bu durum çocukluktan başlayarak ergenlikte ve hatta yetişkin yaşamda çekingen bir özellik olarak kendini gösterecektir.

Çocukluk Dönemi Dil Bozuklukları

Yaşıtlarına kıyasla kendini tam olarak ifade edemeyen söylemek istediğini formüle edemeyen veya iletişim yollarını uygun kullanamayan çocuklar bu sınıfa girer. Yaşıtlarına göre dilin sesbilgisel söz dizimsel biçimbilgisel anlambilgisel veya edimbilgisel bileşenlerinde bir gerilik söz konusudur.

İşitme kaybı mental retardasyon yaygın gelişimsel bozukluklar çocukluk çağı afazisi(Landau Kleiffner) gecikmiş dil ve konuşma gibi nedenleri vardır.

İleri derecede iki taraflı işitme kayıpları alıcı ve ifade edici dilde gecikmeye neden olur.

Çocuğun dil gelişim seviyesi bilişsel düzeyine paralellik gösterir. Bilişsel-zihinsel düzeyde olacak gerilik çocuğun tüm dil bileşenlerinde geriliğe neden olur. Dilin gelişimi çocuğun zihinsel ve kronolojik yaşı arasındadır.

Bu belirtiler hastalık habercisi

Zaman zaman ‘yorgunum’ ya da ‘hafif bir rahatsızlık geçiriyorum’ diyerek geçiştirdiğiniz bu belirtiler vücudunuz ile ilgili önemli sinyaller verip bazı hastalıklara işaret ediyor olabilir.


Memorial Etiler Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Görgülü “Vücudumuzdaki hangi belirtiler hangi hastalıkların habercisi olabilir?” sorusunun yanıtını verdi.

İnsan vücudunun hastalıklara yanıtı kişinin yapısı ve hastalığın çeşidine göre değişiklik gösterebilir. Ancak vücudumuzdaki bazı belirtilerin ne gibi hastalıklardan kaynaklanabileceğini bilip ona göre önlem almak önemlidir.
Her gün herkesin sıklıkla karşılaştığı bazı vücut fonksiyonu değişiklikleri farklı hastalıkların habercisi olabilir. Hastalığın ne olabileceği hakkında hem hastaya hem de hekime ön fikir veren bu bulgular değerlendirilmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır. Aşağıda sıralanan bulgularda da görüleceği gibi bazı önemsiz gibi görünen şikayetlerciddi hastalıkların habercisi olabileceği gibi sıradan durumlar da olabilir. Bu yüzden vücudumuzdaki hiçbir değişikliği göz ardı etmemeli ve konunun uzmanı bir hekime başvurulmalıdır.

Hastalıkların bulundukları sistemlere göre bulgular şöyle sıralanabilir:
Derideki değişiklikler:

Ciltte ve göz aklarında sarılık: Hepatit ABCDEFG gibi çok çeşitli sarılık hastalığı yapan virüslerden bazı genel hastalıklara neden olup beraberinde karaciğer tahribatına da neden olan virüslerden bakteri cinsi mikroorganizmalardan safra kanalında tıkanma yapacak taş tümör apse gibi durumlardan karaciğerinden ya da başka organlardan gelmiş tümörlerden ve pankreas tümörlerinden dolayı meydana gelebilir.

Solukluk: Bu belirti en sık kansızlıkta gözlenir. Ayrıca kronik organ yetersizliği ve özellikle dolaşımın yavaşladığı kalp yetersizliğinde de gözlenebilir.

Morarma (Siyanoz): Dolaşımda yeterli oksijen bulunmamasından kaynaklanır ve başlıca nedenleri kronik bronşit amfizem gibi akciğer hastalıkları polisitemi denilen kan fazlalığı kalp yetersizliği ve kalp kapak hastalıklarıdır.

Döküntüler: Cilt döküntüleri genellikle alerjik durumlarda ve kızamık kızamıkçık suçiçeği gibi döküntülü hastalıklarda görülür. Ayrıca kronik karaciğer rahatsızlıkları gibi durumlarda da özel cilt döküntüleri olabilir.
Genel değişiklikler:

Ateş: Vücut ısısının artması (372 üzerine çıkması) “Ateş” olarak değerlendirilir. En sıklıkla viral ve bakteriyel enfeksiyonlarda gözlenir. Daha az olarak da karaciğerakciğer pankreas tümörlerinde ve bazı romatizmal hastalıklarda gözlenir.

Kilo kaybı: Yeterli gıda alınmaması durumları hipertiroidi denilen tiroid bezinin fazla çalışması kronik enfeksiyonlar kanserler ciddi kalp yetersizliği mide ve bağırsak rahatsızlıkları bazı paraziter hastalıklar kilo kaybına yol açabilir.

Kilo alımı: Tiroid bezinin az çalışması böbrek üstü bezi rahatsızlıkları bazı ¤¤¤¤ hormonu bozuklukları ve fazla kalori alınımı kilo artışına yol açar.

Halsizlik: En sık rastlanan halsizlik nedeni; stres yetersiz ve kalitesiz uykudur. Ancak bu şartlar olmadan da bazı durumlarda birkaç günden fazla süren halsizlik görülebilmektedir. Bu durumda enfeksiyon bazı madde ve ilaç kullanımı kronik viral hastalıklar (AIDS gibi) ve ek bulgular da değerlendirilerek tümöral oluşumlar araştırılabilir.
Solunum sistemi bulguları:

Öksürük: En sık rastlanan solunum sistemi bulgusudur. Sigara ve diğer tahriş edici maddelere karşı üst solunum yolu ya da akciğer enfeksiyonlarına akciğer ve solunum yolları tümörlerine mideden asitli suların gelip boğazı tahrişine (reflü) kalp yetersizliğine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bazı ilaçların yan etkisi olarak ve astım gibi solunum zorluğu yapan durumlarda da oluşabilir.

Nefes darlığı: Hastanın aldığı nefesin kendine yetmemesidir. Sıklıkla kronik akciğer hastalıkları kalp yetersizliği kalp kapak hastalıkları akciğer enfeksiyonları astım krizleri akciğer tüberkülozu-tümörleri ve ağır kansızlık durumlarında görülür.
Balgamla ya da öksürükle ağızdan kan gelmesi (Hemoptizi): Sıklıkla akciğer tüberkülozu ve
akciğer tümörlerinde gözlenir. Daha az olarak zatürree bronşit gibi enfeksiyonlarda yakıcı gaz ya da madde inhalasyonunda da görülebilir.
Kalp ve damar sistemi bulguları:
Göğüs ağrısı: Basit kas ağrısından kalp krizine kadar geniş bir yelpaze çizer. Ayrıca akciğer enfeksiyonları mide ve yemek borusu rahatsızlıkları da göğüs ağrısı yapabilir.

Tansiyon düşmesi (Hipertansiyon): Özellikle su ve tuz kaybına bağlı olarak gelişir. Ayrıca ağır kalp yetersizliği akut kalp krizi alerjik reaksiyonlarda da gözlenebilmektedir.

Geçici bilinç kaybı ve bayılma (Senkop): Kalp ritim bozuklukları kana mikrop karışması sara nöbetleri kalp krizi gibi durumlarda gelişebilir.

Dokularda aşırı sıvı birikimi (Ödem): En sık kalp yetersizliğinde görülür. Aşırı tuz alımı uzun süre ayakta kalma ve varisler de bacaklarda ödem yapabilir. Ayrıca tiroid bezi rahatsızlıkları da ödeme yol açabilir. Karaciğer bozukluğu ya da alım azlığına bağlı kanda protein düşmesi de bir ödem nedenidir.

Tansiyon yükselmesi (Hipertansiyon): Aşırı tuz alımı ailesel yatkınlık böbrek ve böbrek üstü bezi ve bazı hormonal bozukluklar tansiyonda yükselmeye yol açarlar.
Mide ve bağırsak sistemi bulguları:
Kabızlık: En sık görüleni “Alışkanlığa bağlı” (Habituel konstipasyon) kabızlıktır. Ancak bazı sistemik rahatsızlıklar bağırsak sisteminde tıkanmaya yol açabilecek tümörparazit enfeksiyon durumları kandaki sıvı ve elektrolit denge bozukluğu da kabızlık yapabilir.

İshal: Sık ve sulu büyük abdest yapmaktır. En sıklıkla mikrobiktir ve kendiliğinden geçer ancak bazı zehirlenme durumları üre yüksekliği bazı ilaçlar parazitler ve sindirim sistemi tümörleri de uzayan ishale neden olabilir.

Ağız yolu ile ya da makat görülen kanamalar: Ağız yolu ile olan kanama sıklıkla mide yemek borusu ve on iki parmak bağırsağı kaynaklıdır. Makattan olan kanama ise ince ve kalın bağırsak kaynaklı olup kanın rengine göre kanama düzeyi tespit edilebilir. Ülserler ağır gastritler enfeksiyonlar ve sindirim sistemi tümörleri kanama nedenidir.

Yutma güçlüğü (Disfaji): Özellikle yemek borusu yanıkları ve tümörlerinde görülür.

Karın ağrısı: Basit enterit gastrit mide bağırsak delinmesi gibi pek çok önemli sebep haricinde karın bölgesinde bulunan organların herhangi birindeki ufak bir rahatsızlık sebebiyle bile oluşabilmektedir.

Karında şişlik: Gaz birikimi şişmanlık asit dediğimiz karın zarlarında sıvı birikimi gebelik ve tümöral oluşumları akla getirmelidir.
Boşaltım sistemi (böbrek ve idrar yolları) bulguları:

Günlük çıkarılan idrar miktarının azalması (Oligüri): Sıvı alımı yetersizliği böbrek yetersizliği kalp yetersizliği bazı ilaçlarla ve maddelerle zehirlenme gibi pek çok sebepten oluşabilir.

Günlük çıkarılan idrar miktarının çok fazla olması (Poliüri): Başlıca nedenleri sıvı alımı fazlalığı kontrolsüz şeker hastalığı erken dönem böbrek yetersizliği idrar söktürücü ilaç kullanımıdır.

İdrarın kanlı ve kırmızı renkte gelmesi (Hematüri): Böbrek ve idrar yolu taşları enfeksiyonları yaralanmaları tümörleri ve nefrit denilen akut ya da kronik böbrek enfeksiyonlarında görülür.

Yan ağrıları: Özellikle böbrek taşı ve enfeksiyonu durumlarında şiddetli yan sırt ağrıları oluşur.
Kan ve lenf bezi sistemi bulguları:

Kanama: Kendiliğinden ya da bir travma nedeniyle oluşan bir durumdur. Dokuda bütünlük bozulması ya da kanda pıhtılaşma faktörü eksikliğinden oluşabilir. Ayrıca kanda pıhtılaşma sağlayan trombosit eksikliği de kendiliğinden kanama nedeni olabilir.

Lenf bezlerinde şişme: Özellikle boyun bölgesi koltuk altı ve kasık bölgesinde bezeler halinde oluşur. Basit bölgesel enfeksiyonlar ile o bölgedeki romatizmal ve tümöral oluşumlar ile lenfoma denilen lenf bezi kanserine bağlı olabilir.
Sinir sistemi bulguları:

Baş ağrısı: En sık görüleni stres ve yorgunluğa bağlı gerilim tipi baş ağrısıdır. Migren sinüzit ve boyun kireçlenmeleri de sık rastlanan baş ağrısı sebebidir. Ayrıca beyin zarı iltihabı beyin iltihabı ve kafa içi organlardaki tümöral oluşumlar da gittikçe artan tarzda baş ağrısı yapar.

Baş dönmesi: Sıklıkla iç kulak rahatsızlıklarından olur. Boyun fıtığı kireçlenmesi bazı ilaçlara veya enfeksiyonlara bağlı olarak da görülebilir.

Bilinç değişikliği: Travma kanda tuz ve sıvı dengesinin bozulması yüksek ateş beyin ve beyin zarı enfeksiyonlarında ani bilinç değişiklikleri olabilir. Yavaş gelişen bilinç değişikliklerinde demans ve kafa içi yer kaplayan kitle araştırılmalıdır. Nöbet geçirme de buna dahildir.
Hormonal sistem bulguları:

Adet görememe hali (Amenore): Gebelik menopoz hormonal bozukluklar guatr rahatsızlığı hormon etkili bazı ilaçların alımı aşırı zayıflık aşırı stres başlıca nedenleridir.

Kadınlarda yüzün ve vücudun erkek tipi kıllanması (Hirsutizm): Böbrek üstü bezi rahatsızlıkları bazı hormon etkili ilaçların alımı beyine ya da yumurtalıklara bağlı hormon yetersizliklerinde görülür. Nadiren ailesel durumlarda da gözlenebilir.

Saç dökülmesi (Alopesi): Bölgesel ya da geneldir. En sık görülme nedeni strestir özellikle kadınlarda erkek tipi saç dökülmesi olması bazı hormonal rahatsızlıklardan dolayı olur.
__________________

İşte alkol ve sigaranın tehlikesi

Alkol ve sigaranın uyuşturucudan daha teklikeli olduğu belirtildi.



İngiliz hükümetinin uyuşturucu kullanımıyla ilgili danışmanı Profesör David Nutt alkol ve sigaranın hint keneveri ve ecstacy gibi bazı uyuşturuculardan daha tehlikeli olduğunu savundu.

Sky televizyon kanalının haberine göre Prof. Nutt "Sigaranın kanser yapma riskinin yüksek olduğu düşünüldüğünde hint kenevirinin ruhsal bozukluklara bağlı hastalıklara neden olma riski oldukça düşük" dedi.

King's College'da verdiği bir derste bu görüşleri dile getiren Nutt alkol ve tütünün uyuşturucu maddelerin sınıflandırılmasında diğer yasal olmayan uyuşturuculardan ayrı tutulmasını savundu.

Prof. Nutt ayrıca "ecstacy kullanmanın ata binmekten daha tehlikeli olmadığını" söyledi.

Sky'ın haberine göre Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı bu görüşlerin Prof. Nutt'ın kişisel görüşleri olduğunu hükümetin konuya ilişkin görüşlerini temsil etmediğini duyurdu.

Birleşik Krallık'ta bu ay başında açıklanan rakamlarla ülkede uyuşturucu tedavisi görenlerin sayısında artış olduğu duyurulmuştu.

Ülkenin ulusal sağlık sistemi (NHS) tarafından açıklanan rakamlara göre İngiltere'de 207 bin 580 kişi uyuşturucu tedavisi görüyor.
__________________

Nefeste kötü koku sorunu

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'ndan ipuçlarıyla ağız kokusunu yenmenin yolları



Nefeste kötü koku sorununun yüzde 80-85’i ağız ve boğazdaki sorunlardan kaynaklanıyor.
Ağız içindeki yaralar ülserler dişeti iltihapları diş kökü ya da çevresini saran mikrobik hadiseler yani ağız hijyeninin bozuk olması en önemli neden olarak gösteriliyor.

Ayrıca ağız temizliğinize ne kadar dikkat ederseniz edin tükürük salgılamanızın azalması ağızda tükürük birikmesi gibi elinizde olmayan nedenler de nefesinizde koku yapabiliyor.

Çok daha nadiren yutak bölgesindeki kanserlerde ağız içi tümörlerinde nefeste kötü koku ilk belirti olabiliyor. Genizde akıntı müzminleşmiş sinüs iltihapları (kronik sinüzit) da nefes kokusuna yol açabiliyor.

Diğer taraftan akciğer hastalıkları sindirim sistemi hastalıkları ve sistemik bazı sorunlarda da ağız kokabiliyor. Örneğin kronik akciğer enfeksiyonlarında -özellikle bronşektazi diye bilinen problemde- ağız kokusuna sık rastlanıyor. Birdenbire çıkan kokuda akciğerdeki bir apseden kuşkulanmak gerekiyor.
YEMEK BORUSU HASTALIKLARINA DİKKAT
Yemek borusunda oluşan kesecikler (divertükül) bazen çok fazla büyüyebiliyor ve bu keseciklerin içinde biriken gıda artıkları ağız kokusuna sebep oluyor. Seyrek olarak gastrit gibi sorunlarda da ağız kokusu problem haline gelebiliyor. Bununla birlikte sindirim sisteminden kaynaklanan nedenler daha çok yemek borusuyla ilgili oluyor. Özellikle bağırsak hastalıkları ağzı kokusuna sebep olmuyor.

Sistemik hastalıklardan böbrek yetmezliğinde nefeste amonyak kokusu hissedilebiliyor. ıyi kontrol edilmeyen diyabette diyabetik koma öncesinde “ketoasidoz” nedeniyle nefeste özel bir koku ortaya çıkabiliyor.

Karaciğer yetmezliği olan hastalarda da nefeste koku olabiliyor. Çok seyrek olarak sadece psikolojik nedenlerle ortaya çıkan ağız-nefes kokusu problemi olduğunu da hatırlatalım. Soğan sarımsak ve benzeri yiyeceklerin nefes kokusu sorununa yol açtığını unutmayalım.
SORUN NASIL ÇÖZÜLEBİLİR?
Nefeste kötü koku sorununun nedenini bulmak bazen pek kolay olmayabiliyor. Kulak burun boğaz ve dahiliye uzmanlarıyla diş hekimlerinin birlikte araştırma yapmaları gerekebiliyor. Genel olarak dikkatli bir değerlendirme sorunu ortaya koymaya yetiyor ve altta yatan problem belirlendiğinde koku tümüyle ortadan kalkıyor.

Prensip olarak böyle bir sorunla karşılaşmamak için herkesin ağız boğaz temizliğine dikkat etmesi diş fırçası diş ipi kullanmayı alışkanlık haline getirmesi ağız gargaralarından faydalanması şart. Sık ve az gıda tüketmek sıvı gıdalar almak yoğurt maydanoz gibi yiyecekler karanfil çiğnemek halk arasında “etkili maskeleyiciler” sayılıyor. Yanlış da değil!
Her ay gebe kalma şansınız nedir?
Tam yumurtlama zamanına rast getirilen ilişkiler söz konusu olduğunda bile gebelik elde etmek için beklemek gerekebilir.

Eşlerin herhangi bir kısırlık sorunu olmadığı bilinerek yapılan istatistiklere göre gebe kalabilme oranı kadının yaşı ile giderek azalmaktadır. Erkeğin ise yaşı önemli olmakla birlikte sperm sayısı kalitesi ve yapısı ön plandadır.

Eğer bir kadın 20-25 yaşındaysa her ay için hamile kalma şansının oranı yüzde 25’tir. Yaş 25-30 arasındaysa şans yüzde 20 30-35 arasındaysa da yüzde 15’tir. 35’ten sonra her yumurtlamalı aybaşına yüzde 10 civarındadır. Bundan sonra oranlar giderek azalmaktadır.

Buna göre 30 yaş altındaki sağlıklı bir kadın 6 yumurtlama dönemi içinde gebe kalacaktır. Erken 30’lu yaşlarda bu süre 9 ay 30’lu yaşların ortalarında 1 sene olabilir.

35 yaş altında en fazla 1 yıl 35 üzerinde en fazla 6 adet döneminde düzenli yumurtlama ile gebe kalınamıyorsa doktora gidilmelidir.
Mankenler podyuma!
Görünüşünüzle ilgili değişimler yapmayı her zaman planlayabilirsiniz. Bu kararınızda moda akımları arkadaş çevreniz ve eşiniz ya da sağlık kuşkularınız doktorunuzun tavsiyeleri etkili olabilir. Kilo vererek dokularınızı sıkılaştırıp fit olmak saç ve göz renginizi değiştirmek ya da giyim tarzınıza farklı bir soluk getirmek de isteyebilirsiniz. Ancak eski deyimle “vücudunuzun çatısı” asla değişmez. Elmalar armut armutlar elma olmaz!

Çadır tipi hanımlar dondurma külahı hanımlara dönüşmez. Bırakın mankenler podyumlarda elbiseleri en iyi şekilde göstermeye devam etsinler. Siz kendi gardırobunuzdakileri keyifle ve sağlıkla taşıyın!

Çocuklarda Uykunun Önemi

çocuklarda düzensiz uykunun önemi - çocuklarda düzenli uykunun önemi



İyi Uyumayan Çocuklar Obezite Ve Depresyona Daha Yatkın

Memorial Suadiye Tıp Merkezi; Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Yıldırım “Çocuklarda uykunun önemi” hakkında bilgi verdi.
Uyusun Da Büyüsün

Uyku yalnızca bir dinlenme aracı değildir. Uyku beyin başta olmak üzere tüm organların rejenerasyonu için şarttır. Uyku sırasında stres hormonları azalırken büyüme hormonu salınımı artar. Bu sayede uyku sırasında vücut kendini onarır yeniden yapılandırır protein sentezi artar ve vücut kendini yeni güne hazırlar.
Düzenli Uyku Hafızayı da Güçlendiriyor

Uyku zamanı bakıcıların dört gözle bekledikleri soluklanma zamanı olurken; çocuklar için çok daha büyük bir öneme sahiptir. Çocuk uyku sırasında büyümektedir. Çocuk ne kadar küçükse büyüme o kadar hızlı uyku ihtiyacı da o kadar fazladır. Düzenli uyuyan çocukta büyüme daha hızlı olacaktır. Yine bu çocuklarda öğrenmenin daha net hafızanın daha güçlü olduğu ortaya konmuştur. Yetersiz uyuyan çocuklarda durum tam tersidir. Yeterince uyuyamayan çocuklarda obezitenin daha sık olduğu saptanmıştır. Bu çocuklarda abur cubur yeme fazla kalorili içecekler içme ve televizyon ya da bilgisayar karşısında geçirilen süre daha fazladır.
Düzenli Uyku Hiperaktivite ve Depresyon Riskini Azaltıyor

Bilimsel araştırmalar okul öncesi çocuklarda düzenli uykunun hiperaktivite anksiyete ve depresyonu azalttığını göstermiştir. Yine bir haftalık süre içinde 3-4 gün ve fazlası uykunun (bu da gün başına en az 11–12 saat uyku demektir) çocuklar için gerekli olduğu gösterilmiştir. Ergenlik döneminde uyku zamanı genellikle gece yarısından sonraya sarkar ve çocuk az uykuyla yetinmeye başlar. Günlük 7–75 saat uykuyla yetinen çocuklarda depresyon eğiliminin daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Bu çocuklarda depresyon sıklığının gece 22.00 den önce yatağa giren çocuklara göre % 42 daha fazla olduğu gösterilmiştir. Ergenlik döneminde ideal uyku zamanı 9 saat iken birçok çocuk 7–75 saat uyku ile yetinmektedir.
Çocuğunuzun Yatma Vaktini 22.00 Olarak Belirleyin

Tüm çocukluk boyunca uykuya yatma zamanının mutlaka gece 22.00’den önce olması sağlanmalıdır. Bunu sağlamak her zaman çok kolay olmayabilir. Sağlıklı uyku alışkanlığının oturtulması erken bebeklik döneminde itibaren başlatılmalıdır.
Çocuğunuzun Kendi Kendine Uykuya Dalmasını Sağlayın

Çocuk temas anne göğsü beslenerek ya da sallanarak uykuya dalmaya alışmışsa şartlı refleks oluşacaktır. Her uyandığında uyumak için zorunlu hale gelen bu koşulların varlığını isteyecektir. Böylece anne ya da bakıcı için uykusuz geceler başlayacaktır. Bu nedenle bebeklik döneminde geliştirilen uyku alışkanlığı konusunda ailenin çocukları ve kendi çıkarları açısından çocukların bağımsız uykuya dalabilme alışkanlığını oturtmaları gerekir. Çocuklarda genellikle ayrılık anksiyetesi söz konusudur. Çocuklar gece uyandıklarında gerçek ile rüya arasındaki ayrımı kavrayabilmek için daha uzun süreyle ihtiyaç duyarlar.
Beslenme Alışkanlıkları Uyku Düzenini Etkiliyor

Uyku üzerinde bazı beslenme ile ilgili etkenler de söz konusudur. Gece yarısı kan şekerinin düşmesi uyanmaya yol açacaktır. Bu açıdan uyku saatine yakın karbonhidrattan zengin gıdalardan (unlu ve şekerli) kaçınmak gerekir. Gıda alerjileri de kaşıntı astım ve sindirim problemlerine yol açarak uyku kalitesini bozacaktır. İnek sütü alerjisi olan çocukta inek sütünün diyetten çıkarılması uyku kalitesinde düzelmeler sağlamaktadır. Ayrıca gıda alerjileri çocuklarda bademcik ve geniz etinin büyümesine yol açarak uyku problemlerine yol açacaktır. Kalsiyum magnezyum ve B vitaminlerinin (özellikle B6) az alınması gece uyanmalarını artırır. Yatmadan önce alınan kafeinli gıdalar (birçok içecek ve çikolatada boldur) uyarıcı etkisi nedeniyle uykusuzluğa neden olabilir.
Düzenli uyku için çocuğunuzu masal ve masaj ile rahatlatın

Düzenli bir uyku saati uyku öncesi masal ve rahatlatıcı bir müzik gün içerisinde bedensel aktivite için fırsat sağlanması uyandığında onu bekleyen cazip aktivite ve sürprizler listesi sunmak çocuğu güven objesi ile baş başa bırakmak (seveceği bir battaniye ya da oyuncağı) badem yağı papatya ya da lavanta yağı ile masaj yapmak uykuyu çocuk için sevimli hale getirilebilir.

Uyumaya gitme zamanı hakkında aile ile çocuk arasında savaş değil barış ortamı yaratmak belki de problemlerin çözümünü sağlayacaktır.

Ağız Kuruluğu Diş Ve Diş Eti Hastalıklarına Zemin Hazırlıyor

ağız kuruluğu - ağız kuruluğu ve tedavi yöntemleri - ağız kuruluğunun nedenleri nelerdir



Pek çok insanda görülen ancak çoğu zaman önemsenmeyen ağız kuruluğu oldukça ciddi sağlık sorunların oluşmasına neden olabilmektedir. Genellikle yoğun ilaç kullanımı ve bazı hastalıklar neticesinde ortaya çıkan ağız kuruluğu basit önlemler ile giderilebilmekte ya da kontrol altına alınabilmektedir.

Ataşehir Memorial Tıp Merkezi Ağız Çene ve Diş Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Ezel Yıldız Elmas “Ağız kuruluğu ve tedavi yöntemleri” hakkında bilgi verdi.

Ağız kuruluğu oral bölgenin ekolojik dengesinin bozulmasına diş ve diş eti hastalılarının ortaya çıkmasına kişinin yiyip içtiklerinden tat alamamasına ve bu nedenlerle de kişinin yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaktadır.

Ağız ve genel sağlığın devamlılığı için tükürük miktarının normal seviyede olması önemlidir. Ancak çeşitli sistemik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar tükürük miktarını etkiler. Yaş farklılıklarının salgılanan tükürük miktarına güçlü bir etkisi yoktur. Yaşlanmayla birlikte salgılanan tükürük miktarının azalmasının sebebi genellikle kullanılan ilaçlardır.

Diş çürükleri diş eti hastalıkları ağız içi mantar ve virüs enfeksiyonları ağız kuruluğunun sebep olduğu başlıca şikayetlerdir.
Diş Ve Diş Eti Hastalıklarının 3 Aşamalı Teşhis Ve Tedavisi

Tükürük bezi hipofonksiyonu ve ağız kuruluğunun erken teşhisi ve komplikasyonlarının engellenebilmesi için 3 aşamalı muayene gerekmektedir…
1- Hastanın şikayeti ve hastalığın hikayesi

* Ağızdaki tükürük miktarı çok az çok fazla veya farkında değilmisiniz?
* Yutkunmada zorluk yaşıyor musunuz?
* Yemek yerken ağız kuruluğu hissediyor musunuz?
* Kuru gıda tüketirken sıvı yudumlama ihtiyacı duyar mısınız?

İlk soruya verilen “Çok az” diğer 3 soruya verilen “Evet” yanıtı azalan tükürük miktarını gösterir. Devam eden sorulara verilen “Evet” yanıtı ise hekim tarafından ağız kuruluğu tanısının konulmasını sağlayacaktır.
Tat almanızda bozukluk var mı?

* Dudakların diş veya protezlere yapışmasıyla çiğneme yutkunma konuşma ve yemede sorunlarınız var mı?
* Yoğun ağdalı tükürük kıvamı hissediyor musunuz?
* Dudaklarınız kuru veya çatlak görünümlü mü ve kırmızı çabuk kanayan dişetleriniz var mı?
* Tekrarlayan ağız içi yaraları dil yüzeyinde kuruluk ve değişiklikler var mı?
* Dişlerin diş eti ile birleşim yerlerinde veya kök yüzeylerinde diş çürükleri var mı?
* Kötü ağız kokusu var mı?

2- Hastanın tıbbi hikayesi

* Tükürük salgı miktarı ve ağız kuruluğu doğal olarak çeşitli hastalıklar ve buna bağlı ilaçların kullanım çeşitliliği ve sıklığı ile değişebilir.
* Tükürük salgı miktarını ve ağız kuruluğunu etkileyen durumlara bayanlar erkeklerden daha duyarlıdır. Örneğin; hipotiroid depresyon yeme bozuklukları gibi rahatsızlıklar bayanlarda daha sık görülmektedir.
* Kötü beslenme alışkanlıkları burun tıkanıklığı ve ağızdan soluma ağız kuruluğu şikayetlerini artırır.
* Tütün alkol ve keyif verici ilaçlar yalnız tükürük miktarını etkilemez aynı zamanda tükürük kalitesini de etkiler.

3- Diğer muayene yöntemleri

* Sialometrik testler tükürük testlerinin yapılması
* Ağızdan alınan tükürük örnekleri ile tükürük akış miktarı ölçülmesi
* Minör tükürük bezlerinin biyopsisinin yapılması
* Ağızdaki bakterileri tanımlamak için “Mikroflora analizi” ve kan analizleri ağız kuruluğunun kaynağını araştırmada kullanılan diğer yöntemler arasındadır.

Ağız kuruluğunun nedenleri nelerdir?

* Kullanılan ilaçlar; depresyon ilaçları antidepresanlar alerji ilaçları antihistaminikler diüretikler kalp ilaçları- kardiyovasküler ilaçlar ağrı kesicileryatıştırıcı ilaçlar ve tansiyon ilaçları gibi reçete edilebilen 400’ün üzerinde ilaç ağız kuruluğuna sebep olabilir.
* Sistemik hastalıklar; şeker hastalığı (diabet) parkinson hastalığı sjögren sendromu HIV/AIDS gibi hastalıklar ağız kuruluğuna sebep olabilir.
* Kanser tedavileri; radyasyon tedavisi kemoterapi ağız kuruluğuna sebep olabilir.
* Alkol ve sigara kullanımı ağızdan soluma ağız kuruluğuna sebep olabilir.

Tedavisi nasıldır?

* Florlu veya ağız kuruluğu için üretilen özel diş macunu ile dişler fırçalanmalı
* Dişlerin arası diş ipi ve arayüz fırçaları ile temizlenmeli
* Diş yüzeylerine günlük flor uygulamaları yapılmalı
* Florlu ağız gargaraları ile ağız düzenli olarak çalkalanmalı
* Diş dolgusu yaptırırken flor serbestleyen dolgu maddeleri ve amalgam yani civalı dolgular tercih edilmelidir. Çürük gelişimi kontrol altına alındıktan sonra kuron protez uygulamaları yapılabilir.

Ağız kuruluğu ile ortaya çıkan diş ve dişeti şikayetleri için hastalar nelere dikkat etmeli?

* Geceleri hava nemlendiricilerinin kullanılması ile rahatlama sağlanabilir.
* Sakız tatlandırıcılı sert şekerler gibi tükürük salgısını artırıcı gıdaların tüketilmesi kişiyi rahatlatır.
* Sık sık su yudumlamak
* Su bazlı dudak nemlendiricileri kullanmak şikayetleri en aza indirmede uygulanacak basit önlemlerdir.

Bazı durumlarda hastalara yapay tükürük sprey ve jelleri (ağız nemlendiricileri) ile ağız ortamını nemlendirme önerilebilinir. Ancak bu tür uygulamalar limitli bir zaman aralığında etkilidirler. Bu yüzden konuşma ve gece yatma zamanından önce kullanımları idealdir.
Mutlaka Dikkat edin!

* Sodyum lauryl sulfat içeren diş macunları
* Alkol içeren ağız gargaraları
* Şekerli yapışkan gıdalar şeker ve şekerli sakızlar
* Baharatlı asitli gıdalar
* Alkol ve karbonatlı içkiler
* Kafeinli içecekler
* Tütün kullanımı
* Tarçın ve limon aromalı ciklet ve şekerler ağız kuruluğu semptomlarını artırır.

Diz Eklemindeki Menisküs Yırtıkları

menisküs yırtıkları - menisküs tedavisi - menisküs hastalığı



Memorial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanları menisküs hastalığı ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi. Günümüzde spor faaliyetleri ve fiziksel form hedefleyen egzersizler rağbet gördükçe diz yaralanmaları da her yaştaki insanlarda gittikçe daha sık görülmektedir. Diz eklemi vücuttaki en büyük eklemdir. Diz eklemi 3 kemikten oluşmaktadır. Yukarıda uyluk (femur) kırığı aşağıda bacak (tibia) kemiği ve öndeki parça diz kapağı (patella) kemiğidir. Diz eklemi fleksiyon ve ekstansiyona izin veren menteşe tipi eklem olmasına rağmenhareket esnasında rotator eklem fonksiyonu da gösterir. Eklem yüzleri birbirlerine çok uygun olmadığı için eklem yardımcı dokularla güçlendirilmiştir. Bunlar diz eklemi bağları (Ligamentler) ve çukur şeklindeki kıkırdaklar (Menisküsler)'dir.
Anatomi:

Her dizde iç ve dış olmak üzere iki adet fibrokartilajinöz yapıda bulunan menisküsler vardır. Menisküsler yarım ay şeklinde periferik kısımlarının koveks ve kalın içe doğru incelerek seyreden (enlemesine kesitlerde) üçgen biçiminde olup tibia eklem yüzünün 3/2 örtecek şekilde yerleşir. Menisküsler kompresyona direnç gösterecek biçimde yoğun sıkı örgü şeklinde kollajen lifleri bulunan elastikiyeti olan ve önemli görevleri üstlenmiş yapılardır. Menisküslerin şok abzorbe edici görevi eklem kıkırdaklarının beslenmesine yardımcı diz stabilitesini sağlar ve yükün daha geniş bir alana dağılmasını ve eklem kıkırdaklarının yüksek basınçtan korunmasını sağlar.
Etyopatoloji:

Menisküs yırtıkları her yaşta görülebilmektedir.Ancak oluş mekanizmaları farklıdır. Genç insanlarda menisküs dokusu sağlam olduğundan ciddi travmalar sonucu yırtılırlar. Menisküs yırtığına neden olan travma ve zorlamaların kapsül yan ve çapraz bağlarda yaralanmalara neden olduğu unutulmamalıdır. İleri yaşlarda menisküs dejenerasyondan dolayı zayıflar ve çok basit diz hareketlerinde bile yırtılabilir. İç menisküsün daha geniş kalın olması ve medial yan bağa sıkıca yapışmış olmasından dolayı daha hareketli olan dış menisküse göre 5-7 kat daha sık olarak yaralanır ve yırtılır. Menisküs yırtıkları yırtık biçimine göre sınıflandırılmıştır: - Uzunlamasına yırtıklar; menisküs kenarına paraleldir kısmi veya tam olabilir. - Enlemesine yırtıklar; menisküsün superior ve inferior yüzlerinin ayrılması şeklinde olur - Oblik yırtıklar - Radial (perifere dikey) yırtıklar - Değişik tip yırtıklar(flep şeklinde kova sapı şeklindepapağan ibiği şeklinde karışık veya dejeneratif menisküs yırtıkları) Menisküste damarlı kısım periferde olduğu için iyileşme ancak bu bölgede olur.Bu nedenle son yıllarda artroskopik cerrahinin gelişmesiyle periferik menisküs yırtıklarının onarımı başvurulan onarım yöntemlerinden biri olmuştur.
Klinik Bulgu Ve Belirtileri:

Menisküs yırtıklarının büyük çoğunluğunda ağrı şişlik ve kitlenme gibi üç ana belirti vardır. Ağrı en önemli belirtidir ve sıklıkla yırtık olan menisküs tarafında eklem hizasında olur. Merdivende ve çömelirken ağrı artar kitlenme yırtık olan menisküs parçasının eklem aralığına sıkışması ile olur ve bükülen diz uzun süre açılamaz. Menisküs yırtığı olan dizde sıklıkla sıvı birikmesi de olur. Hasta bunu dizinde şişme ve dolgunluk hissi olarak algılar. Duyarlılık eklem aralığı boyunca bulunabilir bu menisküsün periferik yapışma yerlerindeki yırtılma veya zorlanmaları gösterir.
Tanı:

Tanıya anamnez fizik muayene menisküse yönelik özel testler radyo-diagnostik yöntemler ve artroskopiyle ulaşır hastanın hikayesi yaralanmanın oluş şekli ve zamanıtravmanın şiddeti şikayetleri muayene bulguları ve özel testler (mcmurray Apley testleri) ile menisküs yırtığından şüphelenilebilir. Düz röntgen grafilerinde menisküsler görülmez; ancak dizdeki başka anormallikleri görme açısından çekilmesi önerilir. En iyi tanı aracı manyetik rezonanstır(MRI) Menisküs yırtıklarını %80-93 arasında gösterir ayrıca beraberinde diğer eklem yapıları da görülür. Eğer bunlarla tanı konulamazsa artroskopi ile dizin içine bakılarak tanı kesin olarak konulabilir.
Tedavi:

Konservatif tedavi:Akut bir diz travmasını takibendizdeki patolojilerin tanısı konulana kadarki ilk tedavi kanservatif olmalıdır.Öncelikle ekstremite yükten arındırılarakistirahata alınır. Semptomik tedavi medikal olarak anti enflamatuvar ve analjezik ilaçlarla sağlanır. Akut belirtilerin azalmasından sonra diz eklemi dikkatlice muayene edilir ve bulgulara göre tedavisinin gidişi saptanır. İlk tedavi yaralanmanın şiddetine bağlı olarak ortalama 10 ila 20 gün sürdürülür. Bu süre sonrasında yük verilir.Bundan sonraki aşamada dizde lokalize palpasyon ağrısı devam ediyor; ancak bağ sistemi sağlamsa kitlenme ve hidroartroz yoksa konservatif tedaviye devam edilir.Dize elastik bandaj veya dizlik sarılır. Hastanın sportif aktivitelerine ara vermesi söylenir ve progressif quadriceps egzersizlerine devam edilerek hasta izlenir.
Cerrahi Tedavi:

1-) İlk tedaviyi takiben tekrarlayıcı ağrı ve süregelen effüzyonlar ve de kilitlenme gibi septomlar günlük veya sportif yaşamı engellemeye başladığı anda menisküse yönelik cerrahi tedavide maximum menisküslerin korunmasını hedefleyen menisküslerin cerrahi olarak çıkarılması yani menisektomilermenisküsün bütünü çıkarılmasını içeren total menisektomiler veya yalnız yırtık parçanın çıkarılmasını içeren parsiyel menisektomiler şeklinde yapılır. 2-) Pereferik yırtıklarda yırtığın dikişlerle tespit edilerek menisküs tamirleri menisküs tedavilerindeki son aşama menisküs transplantasyonlarıdır.Daha önce menisküsü alınmış hastalarda gelecekte karşılaşılacak dejeneratif değişiklikleri önlemek ve diz stabilitesine olan katkılarına tekrar kazanabilmek için alternatif bir yöntemdir. Son yıllarda giderek uygulama alanı bulan transplantasyonda ilke kadavradan alınan menisküs dokusunun transplante edildiği yeni dizde de canlılığını sürdürmektedir.
Artroskopi:

Tüm dünyada büyük eklem yaralanmalarının tanı ve tedavilerinde çok sık kullanılan bir yöntemdir. Hastaya zarar vermeyen minor cerrahi bir işlemdir. Artroskopi teknik olarak çok küçük ameliyat kesileri yardımıyla eklem içerisine yerleştirilen kurşun kalemden daha ince aletler ile ve fiberoptik kamera yardımıyla monitör ekranından eklem içerisinin net bir şekilde görüntülenmesi esasına dayanır. Eklemin sağlamlığını temin eden yapılara bir zarar verilmediğinden hastalarımız artroskopi sonrası çok kısa sürede eski işlerine ve aktivitelerine dönebilmektedir. Ameliyat sonu cilde dikiş atılmaz. Hastaların büyük çoğunluğu aynı gün içinde taburcu edilebilmektedir.

Saçımla İlgili Problemim Var Diyenler!!

Burda saçla ilgili yaptığınız yorumları okudum.Konular hep aynı yerde dönüp durmuş ve dağılmış geleceğin dermatoloğu olarak sizle ilaçlar hakkında bilgilerimi paylaşmak istedim.Çoğunuzun bildiği şeylerdir ama bir topicte toplanmasında yarar var!!

Propecia/Pentogar:Etken maddesi finasteride olan bu ilaçlar alfa-redüktaz enziminin Tip-2 çeşidini inhibe ederek dht oluşumunu engellemektedir.Bu engelleme sırasında %10 a varan testesteron azalması görülür.Buda insan vücuduna meme büyümesilibido düşmesi gibi yan etkiler olarak yansıyabilir.Etkisini 2-3 ay da göstermeye başlayarak 1 yılda max. seviyeye ulaşır.1 yıldada etkisini kaybeder.Saç dökülmesinde en etkili yöntem olarak gösterilmektedir.Doktor gözetiminde kullanılmalıdır!!!(FDA onaylıdır)

Minoxidil:Etken maddesi rogaine dir.Hormonal bir etkisi olmayıp saç diplerini besleyen damarları genişleterek saçın daha iyi beslenmesini sağlar.Yani dht nin daraltıcı etkisine karşılık genişletici özellik gösterir.Kullanım süresi ömür boyudur.3-4 aylık kullanımda olumlu bir etki göstermediyse devam etmek mantıklı değildir.Acnlyse ve betnovate ile birlikte kullanıldığında kenarlardaki açıklıklara da iyi gelmektedir.Tansiyon problemi olan kişilerin kullanılması önerilmez.Yan etkileri saç derisinde kısa süreli alerjidöküntühafif baş ağrısı şeklindedir.(FDA onaylıdır)

Bioxcin/Revigen/Revivogen/Shen Men: bunların içerikleri bitkisel olup etken maddeleri %90 aynıdır.Etki mekanizmaları aynıdır.İçeriklerindeki flavonlar ve betastesteroidler ile birlikte alfa-5 redüktaz enziminin tip1-2 çeşidine etki ederek dht üretimini azaltmaya çalışırlar.Çinkodoymamış yağ asitleriantioksidanlar ile oluşan dht nin saç köklerine yağışmasını önlerler.İçerğindeki başka flavonlar ile kan damarlarını genişletipkan akışını hızlandırırlar.Vitaminmineralaminoasit içeriğiyle saçın daha canlıgüçlü olmasına yardım ederler.Kullanımları ömür boyudur.Propecianın 2-3 ayda etkisini göstermeye başladığını düşünürsek bunların etkime süreleri daha uzundur!!Bitkisel oldukları için yan etkileri yoktur!!(Sağlık Bakanlığı Onaylıdır)

Crescina:İçinde kimyasal dht blokerları bulunur.Ayrıca 2 aminoasit ve 1 glikoprotein bulunur.İnternette fazla kullanıcı memnuniyeti veya memnuniyetsizliği bulunmamaktadır.Saç dökülme durumuna göre dozajları vardır!!

Aminexil:Tamamen minoxidil özentisi bir ilaçtır.Ama değiştelim derken ellerineyüzlerine bulaştırmışlar.Çünkü bu ilaç müşteri memnuyetsizliği bakımından bir rekora koşmuştur.Ama bayanlarda işe yaradığı hakkında ortak bir görüş vardır.

Saç dökülmesini önlemede en etkili ilaçlar şimdilik bunlar.eğer sizinde böyle bir probleminiz varsa yukardaki alternatifleri hekimizle birlikte değerlendirmenizi haddim olmayarak öneririm!!

Benler (nevüsler)

Benler nedir?
Benler genellikle deriniz zararsız değişikliklerindendir. Tıp dilinde melanositik nevüs olarak bilinirler ve melanosit denen pigment hücrelerin (derinin rengini veren hücreler) çoğalması sonucu gelişirler.

Benler ne şekilde görülebilirler?

Benler düz veya kabarık olabilirler. Renkleri pembeden kahbverengi siyaha kadar değişebilir. Benlerin sayısı genetik olarak ve güneşe maruz kalmanın derecesine bağlı olarak değişir.

Benler ne zaman oluşurlar ve nasıl gelişirler?

Benler doğumda mevcut olabildikleri gibi genellikle çocukluk yaşında gelişirler. Erken evrede nevüs hücreleri derinin üst tabakası (epidermis) ile derinin orta kısmı (dermis) arasındadır. Bu nevüslere Junctional nevüs denir. Bu benler düz ve renklidirler. Benler geliştikçe nevüs hücreleri dermise de yayılır(compound nevüs) veya sadece dermiste bulunurlar (dermal nevüs). Bu benler kalınlaşmıştırlar ve sıklıkla deri yüzeyinden kabarıktırlar.Renkli omayan dermal nevüsler sellüler nevüs olarak adlandırılırlar. Bazı nevüsler ise oldukça koyu mavi renktedirler ve mavi nevüs adını alırlar. Benler güneşe maruz kalındıktan sonra ve gebelikte koyulaşırlar. Erişkin çağda renklerini kaybeder ve yaşlılık döneminde tamamen ortadan kalkabilirler.

Ben tipleri nelerdir?

Doğumsal pigmente nevüs

Doğuşta mevcut olan bir ben konjenital pigmente nevüs olarak adlandırılır. % 1 bebekte bu benler görülür. Boyutları birkaç milimetreden vücudun çok geniş alanlarını kaplayacak kadar olabilir. Özellikle çok geniş olanlarının melanom denen bir cilt kanseerine dönüşme olasılığı vardır.

Halo nevüs

Bazı benlerin etrafı beyaz bir halka ile kaplıdır. Bu tip benler çocuklukta ve ergenlik döneminde görülür. Herhangi bir zararları yoktur ve zamanla ortadaki ben ve beyaz halka ortadan kalkar. Bazen renk değişikliği melanom denen cilt kanserinde de görülebilir eğer şüphe duyulursa biopsi almak gerekebilir.

Çiller

Çiller küçük açık kahve renkli düz deri lekeleridir ve genellikle açık renkli kimselerde görülürler. Genellikle güneşe maruz kalınan alanlarda bulunurlar ve yaz aylarında renkleri koyulaşır.

Sıradışı benler

Sıra dışı benler Clark Nevüs (Atipik nevüs) olarak bilinrler. Bu benler normal olmayan görüntüdedirler. Kenarları düzensiz büyük boyutta sıklıkla melanom denen cilt kanserine benzer şekildedirler fakat çoğunlukla selimdiler. Kaygı uyandıran görünümlerinden dolayı gerekli olmadığı halde cerrahi olarak çıkarılabilirler. Sıradışı benleri olan kişiler özellikle ailelerinde melanom denen cilt kanseri var ise melanona yakalnma açısında risk taşırlar.

Benlerdeki değişiklikler neyin belirtisi olabilirler?

Melanoma derinin pigment (boya) hücrelerinden kaynaklanan kanseridir. Eğer bir ben büyüklüğünü şeklini veya rengini değiştirirse ve ya erişkin dönemde yeni bir ben çıkarsa muhakkak bir dermatoloji uzmanı tarafından incelenmelidir. Dermatologlar dermatoskopi denen bir yöntemle benlerin görüntüsünü büyüterek inceleyebilirler ve eğer gerekirse biyopsi de alabilirler.

Benler nasıl tedavi edilir?

Bir çok ben zararsız olması ve çıkarılmasına gerek olmamasına rağmen aşağıdaki durumlarda tedavi edilmelidir.

K anser olasılığı var ise : Bir benin yapsısı düzensizse çevreye doğru yayılıyor ve rengini değiştiriyorsa tedavi edilmelidir.
Eğer bir ben kıyafetlerin tarağın ve tıraş bıcağının bene zarar verebileceği yerlerde ise çıkartılmalıdır.
Kozmetik nedenler
Benler hangi yöntemlerle tedavi edilir?

1.Traşlama şeklinde biyopsi

Deriden kabarık bir ben bu yöntem ile kolaylıkla edavi edilebilir. Deri lokal anestezi ile uyuşturulduktan sonra bir cerrahi bıcak veya koter ile çıkartılır. Yara düz beyaz bir leke bırakarak iyileşir.

2.Benin cerrahi olarak çıkartılması

Bu yöntem ben düzse veya melanom dediğimiz cilt kanseri şüphesi var ise kullanılır. Deri deki ben tam kalınlığı ile çıkarılır ve sonrada dikiş atılır. Çıkarılan ben patolojik incelemeye gönderilir. Cerrahi yapılan yerde ince bir çizgi şekinde iz kalabilir.

Benlern üzerinde çıkan kıllar traş edilebilir. Cımbızla alınması benin altında inflamasyona yol açarak ağrılı şişliğe neden olabilir.

Deri nasıl muayene edilmelidir?

Ayda bir kişisel cilt muayanizi yapınız: Benlerinizde bir değişiklik görürseniz veya yeni bir benin çıktığını farkederseniz bir Dermatoloğa başvurunuz.
Çok sayıda beniniz atipik beniniz daha önceden olan deri kanseriniz var ise veya doktorunuz önerdiyse düzenli olarak muayene olunuz.
Çok sayıda ben ve sıradışı ben var ise fotograf ile kayıt almak faydalı olabilir. Dermatoskopi denen bir yöntem ile benlerin fotografları alınarak benlerdeki melanom habercisi olabilecek değişiklikler kolaylıkla saptanabilir.
Cilt kanserinden nasıl korunulur?

Güneşten korunma oldukça önemlidir.

uzun kollu gömlek uzun pantolon ve etekler şapka giyilmelidir.
güneşten koruyucu kullanın. Koruma faktörü 30 ve üzerinde olan güneşten koruyucuları sık olarak güneşe maruz kalan alanlara uygulayın.

Ağrıyla başa çıkma yolları…

Yağmurlu havaların inflamasyon adı verilen romatizmal ağrıları tetiklediğini biliyoruz.


Bu ağrılar karşısında alınacak birkaç küçük önlem oruç tutan kişilerin rahat bir gün geçirmesine yardımcı olacaktır…

Yurdun genelinde seyreden yağışlar boyun sırt ve bel bölgesinde ağrı sabah tutukluğu el ve ayaklarda uyuşma gibi çeşitli eklem ağrılarını ve bir o kadar şiddetli baş ağrılarını artırabiliyor.

Bu ağrılar karşısında alınacak birkaç küçük önlem gün boyu oruç tutan kişilerin rahat bir gün geçirmesine yardımcı olacaktır.

ADIMINIZI DİKKATLİ ATIN
Bel boyun sırt ağrılarınızı hafifletmek için ağrıyı daha da artıracak dikkatsiz hareketlerden kaçının. Ani oturup kalkmak ani dönüşler yataktan hızla kalkmak ağır kaldırmak uzanmak eşyaları itmek bel ve boyun hastalıklarının ve ağrılarının en sık karşılaşılan tetikleyicileridir. Gün boyunca ağrılarınızı artıracak bu tip hareketlerden kaçının.
YATTIĞINIZ YER ÖNEMLİ
Boyun ağrınız varsa yatarken iki havluyu rulo haline getirerek ense kökünüzü destekleyin. Çok sert ve üst üste iki yastıkla yatmayın.

BELİNİZİ DESTEKLEYİN

İftardan sonra televizyonun karşısında çayınızı yudumlarken oturduğunuz koltukla belinizin arkasında oluşan boşluğu yine havlu yöntemi ya da küçük bel yastığı ile destekleyin. Gün içinde yüksek topuklu ve babet ayakkabılar giymekten kaçının. Sert masaj ve ovma işlemleri yapmayın. Ağrı hissettiğiniz an yaptığınız işe ara verin ve dinlenin.

VÜCUDUN DOĞAL AĞRI KESİCİSİNDEN FAYDALANIN
Vücudun doğal ağrı kesici maddelerinden biri endorfindir. Beyin belirli ağrılara karşı güçlü kimyasal maddeler salgılayarak ağrıyı bertaraf edebilmektedir. Birçok araştırma ağrı kesicilerin psikolojik etkisi olduğunu göstermektedir. Ağrıyı aşabileceğinize inanarak beyninizi yönlendirin. Vücut doğal maddeleriyle zaten bu konuda en büyük yardımcınız olacaktır.
ROMATİZMA İÇİN BİBERİYE

Ağrıları dindiren biberiye özellikle eklem ve romatizma ağrıları üzerinde oldukça etkili bir güce sahip. Eklem ya da kas ağrıları için yağından faydalanılmaktadır. Ağrıyan bölgeye birkaç damla sürülerek uygulanır.
İFTARDA BİBERİYE ÇAYI
Bir çay kaşığı kurutulmuş biberiye yaprağını 1 fincan suda demleyerek çay olarak tüketebilirsiniz.

bağırsak parazitlerine bitkisel çözümler

Bağırsak solucanları tenyalaryuvarlak solucanlar ve kıl kurtları olarak üçe ayrılabilir.Tenyalar 7-8 metreye kadar uzayabilirhalk arasında şerit olarak bilinir. İyi pişmemiş etlerle insanlara geçer.

Şerit olan kişilerde karın şişliği bulantı ve iştahsızlık görülür. Bağırsaknormal çalışmaz ve sinir sistemi bozukluğu baş gösterir.
Bağırsak parazitleri için bitkisel formüller:
Tenyaları düşürmek için :
* 1 çorba kaşığı eğrelti otu 2 su bardağı kaynar suya konularak çay gibi demlendirilir.15 dakika ara ile aç karnına birer su bardağı içilir.
* 1 litre kaynar suya 1 yemek kaşığı kekik konularak 15 dakika demlendirildikten sonra süzülür. Sabahları aç karnına 1 su bardağı.gün boyu toplam 4 bardak tüketilir.
* İnce rendelenmiş 200 gram havuç sabahları aç karnına yenilir.Öğleye kadar bir şey yenmez.Öğle ve akşam yemeklerinden 20 dakika önce 100 er gram daha yenir. 5-6 gün boyunca bu uygulamaya devam edilmelidir.
Yuvarlak solucanları düşürmek için:
Yuvarlak solucanlar 10-20 cm boyunda olup genellikle 3 ile 10 yaş arası çocuklarda görülür.Karın şişlliğikarın ağrısızayıflama ve kaşıntı görülür.
Tedavisi için:1 su bardağı kaynar suya 1 tatlı kaşığı papatya konulur.10 dakika demlendirilip süzülür. Yemeklerden 1 saat önce günde 3-4 bardak içilir.
Kıl kurtları için:
Kıl kurtları 3-4 milimetre boyunda olup gözle zor görülen ufak kurtlardır.Geceleri uykusuzluksinir bozukluğubaş dönmesi ve apandist bölgesinde ağrılara sebep olurlar.
Sabahları aç karnına 250 gram çilek yenilipöğleye kadar başka bir şey yenmezse şifa olur.Bir süre buna devam edilmelidir.
kaynak dermanhekim